|
50 - SEYYİD AHMED RIFÂÎ
(Kuddise Sirruh)
DÖRT KUTUB’DAN BİRİDİR
"Ahmed-i
Rıfâî"nin yeğeni, Hasan Alî,
Anlatıyor,
başından geçmiş olan bir hâli:
Diyor ki: Ben
dayımın, husûsî odasının,
Kapısının
önünde otururken, ansızın,
Çok garip bir
kimseyi, fark ettim içerde ben.
Ve hiç de
görmemiştim, onu daha önceden.
Dayım ile
ikisi, konuştular bir saat.
Sonra izin
alarak, çıktı ve gitti o zât.
Merak edip,
dayımdan suâl ettim ben hemen:
"Kimdi o
sizin ile konuşup sonra giden?"
Buyurdu:
(Dört kutub'tan birisi, işte odur.
Tam deniz
kenarında, bir hânede oturur.
Geçen gün,
bir düşünce geçirince zihninden,
Kutupluk
vazîfesi, alındı kendisinden.
Hatâsını
anlayıp, başladı ağlamaya.
Ve bizden, bu
hususta geldi duâ almaya.
Biz de duâ
edince bu bâbda kendisine,
Affolup,
döndü yine eski vazîfesine.)
Dedim ki:
(Dayıcığım, ne geçmiş ki zihninden,
Alınmış kutup
iken, derhal vazîfesinden?)
Buyurdu ki:
(Evinde otururken bu kimse,
Üç gün, üstü
üstüne yağmur yağdı denize.
Hâtırından
geçti ki: “Bu yağmur, keşke şimdi,
Bu deryâya
değil de, çöllere yağsa idi.
Oradaki
insanlar, muhtâçken bir damlaya,
Ne hikmeti
vardır ki, yağmur yağar deryâya?”
Böyle
geçirdiyse de, bir an için kalbinden,
Hatâsını
anlayıp, af diledi Rabbinden.)
Ben şaşkın
vaziyette bakınırken etrâfa,
Gördüm ki,
aynı şahıs geliyor bu tarafa.
Yanıma
vardığında, bana dedi: (Ey kişi!
Acabâ ricâ
etsem, yapar mısın bir işi?)
Ben,
(Yaparım) deyince, dedi ki: (Öyle ise,
Bir iş
söyliyeceğim, îtirâz etme bize.)
Daha sonra,
cebinden bir urgan çıkararak,
Dedi ki: (Al
şu ipi, sıkıca boynuma tak.
Yerlerde
sürükleyip, bağır ki: “Ey ahâlî!
Hakka karşı
gelenin, böyledir işte hâli.
Bu, Allahın
işine, kalben etti îtirâz.
İşlediği bu
suça, bu cezâsı yine az”.)
Bunu yapmak,
zor geldi bu fakirin nefsine.
Ve lâkin söz
vermiştim bu bâbda kendisine.
Onun bu
isteğini, yapacak idim ki tam,
O sırada,
kalbime geldi şöyle bir ilhâm:
Denildi ki:
“O işi, yapma yâ Hasan Alî!
O, şimdi
tövbe etti, yükseldi yine hâli.
Gökteki
melekler de ağladılar bu zâta.
Hoşnuttur
kendisinden, Allahü teâlâ da".
|