|
50 - SEYYİD AHMED RIFÂÎ
(Kuddise Sirruh)
EVLÂD-I RESÛL İDİ
Büyük bir
velî olup, “Evlâd-ı Resûl”dür hem.
Onun irşâdı
ile, nûrlandı cümle âlem.
Teşrîf
etmemişti ki dünyâ'ya henüz bu zât,
Dayısı,
rüyâsında Resûl'ü gördü bizzât.
Peygamber
Efendimiz, buyurdu ki: (Ey Mensûr!
Yakında,
hemşîrenin bil ki bir oğlu olur.
Adını "Ahmed"
koyup, iyi yetiştiriniz.
Zîrâ o, Hak
katında olacaktır pek azîz.)
Nihâyet kırk
gün sonra, teşrîf etti dünyâ'ya.
Onunla yol
buldular herkes Hak teâlâ'ya.
Buna rağmen,
pek fazla korkuyordu "Allah"tan.
Gözyaşları,
yüzünde iz yaptı ağlamaktan.
Namâza
durduğunda, benzi sararırdı hep.
Allahtan,
pek ziyâde korkardı bundan sebep.
Öyle gün
olurdu ki, bu korkuyla o hattâ,
Güneşte "buz"
misâli, eriyordu âdetâ.
Orta boylu,
nûr yüzlü ve buğday benizliydi.
Alnı açık ve
geniş, hep güler yüzlü idi.
Va'zında,
hasta kalpler, geçerdi harekete.
Kötü yolda
olanlar, gelirdi hidâyete.
O vâza
başlayınca, uzaktakiler dahî,
İşitirdi
rahatça, yakındakiler gibi.
İnsanlar,
evlerinin üzerine çıkarak,
Dinlerlerdi
va’zını, olsalar da çok ırak.
O, yavaş
konuşsa da, alçaltsa da sesini,
Aynen
işitirlerdi, her bir kelimesini.
Hattâ az
işitenler, "Sağır" olanlar bile,
İşitip,
anlarlardı, onun kerâmetiyle.
Çok "mütevâzı"
olup, yolda kime rastlasa,
Önce selâm
verirdi, "küçük çocuk" da olsa.
İhtiyâra,
hastaya, ederdi çok merhamet.
Böylelere
yardımı, bilirdi büyük nîmet.
Derdi ki: (Hizmet
eden, hizmet görür muhakkak.
Merhamet
gösterene, acır hem cenâb-ı Hak.)
Resûlullahın
aşkı, onu öyle ihâta,
Etmişti ki,
bu aşkla yanıyordu âdetâ.
Bir sene
hacca gidip, haccı îfâ eyledi.
Sonra, kalbi
yanarak Medîneye yöneldi.
Ravda-i
mübârek'in, diz çökerek önüne,
Şu şiiri
söylemek uygun geldi gönlüne:
“Uzaktım,
toprağını öpmek için efendim.
Kendim
gelemesem de, rûhumu gönderirdim.
Şimdi,
ziyâretinle şereflendim ey Habîb!
O mübârek
elini, ver de öpsün bu garip.”
O, böyle
söyleyince, kabr-i şerîflerinden,
Mübârek "Nûrlu
eli" görünüverdi birden.
Fırlayıp, son
derece tâzim ve hürmet ile,
Öptü
Resûlullahın elini muhabbetle.
|