|
24
- DÂVUD-İ TÂÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
GÖZÜM GÖRMESİN!
Biri, “Dâvud Tâî”den
nasîhat isteyince,
Buyurdu ki: (Vaktini
değerlendir şöylece.
Bu “Dünyâ”da ne
kadar kalacaksan sen
eğer,
Buna, o kadar çalış ve o
kadar ver değer.
"Âhiret"te ne
kadar kalacak isen
şâyet,
Ona da öyle çalış, o
kadar eyle rağbet.
Ve "Ateş"e, ne
kadar dayanabiliyorsan,
O kadar günâh işle,
olursun yoksa pişmân.)
Bir gün pazara çıkıp,
"Hurma" gördü ise de,
Yoktu o an parası, almak
istediyse de.
Dedi ki:
(Parasını vereyim yarın
sana.
"Bir dirhem" kıymetinde
hurma ver biraz bana.)
Tanımadı hurmacı, onun
kim olduğunu.
Dedi ki: (Veresiye
satmıyorum ben bunu.)
Ayrılıp gitti ordan bu
cevâbı alınca.
Hurmacı da, “Dâvud”u
tanıdı ayrılınca.
Bir kesenin içine, "Bin
dirhem" doldurarak,
Götürüp arz edince
arkasından koşarak,
Buyurdu ki:
(Bunlarla, yok benim hiç
bir işim.
Ben, nefsime "Haddini
bildirmek" istemiştim.
Nihâyet anladı ki o da
bu vesîleyle,
Hiç yokmuş îtibârı "Bir
dirhem" olsa bile.)
Derdi ki: (Yâ ilâhî,
senin korkun ve sevgin,
Bana bir “Dert" oldu ki,
hükmü yok başka derdin.
Günâhım öyle çok ki,
gelmez tâdât etmeye.
Vaktim yok başkasının
günâhını görmeye.)
“Dâvud”un
hânesine gelmişti “Ebû
Yahyâ”.
Ve lâkin ilişmedi gözüne
hiç bir eşyâ.
Kerpiçten bir "Yastığı",
bir "Hasır", bir "Su
kabı".
Baktı, hattâ yok idi
hânesinde bir "Kapı".
Dedi: (Vahşî hayvanlar
bir zarar verir size.
İsterseniz bir kapı
takalım hânenize.)
Buyurdu:
(Korursunuz beni bu
hayvânâttan.
Peki, kim koruyacak
kabirdeki azaptan?
Hem öyle büyüktür ki
mezardaki "Yılan"lar,
"Hiç” kalır ona göre, bu
dünyâ'da olanlar.)
“Hârun Reşîd” dedi ki
bir gün “Ebû Yûsüf”e:
(Gidelim senin ile
Dâvud'u ziyârete.)
Gelip çaldı kapıyı içeri
girmek için.
Ve lâkin girmesine
vermedi “Dâvud” izin.
Ricâ etti annesi "Kapıyı
açsın" diye:
(Evlâdım sultân gelmiş,
aç da al içeriye.)
Dedi ki:
(Anneciğim, mâzur gör
şimdi beni.
Görmek istemiyorum
"Dünyâ ehli" birini.
“Dünyâ adamları”yla ne
işim vardır benim?
Ben onları görünce,
kararır zîrâ kalbim.)
Sonradan izin verdi, o
ısrâr eyleyince.
“Hârun Reşîd” içeri
girebildi böylece.
O içeri girince,
söndürdü kandilini.
Dedi: (Gözüm
görmesin, dünyâ ehli
birini.)
|