|
24
- DÂVUD-İ TÂÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
SECDEDE VEFÂT ETTİ
Allah adamlarından olan
"Dâvud-i Tâî",
Kaplamıştı gönlünü onun
aşk-ı ilâhî.
O, “İmâm-ı âzam”ın,
devam edip dersine,
Zâhirî ilimlerin, vâkıf
oldu hepsine.
Sonra, uzlet eyledi izin
alıp “İmâm”dan.
İlâhî nûrlar ile, kalbi
doldu o zaman.
Onda hâsıl olunca
mârifet-i ilâhî,
Çok kıymet verdi ona,
“İmâm-ı âzam” dahî.
Halîfe Hârun Reşîd, bir
gün “Dâvud Tâî”ye,
Gelip ricâ eyledi, "Bana
öğüt ver" diye.
Buyurdu ki:
(Ey Hârun, çok sakın ki
günâhtan,
Zîrâ yarın ölünce,
kurtuluş yok hesaptan.
Kork ve titre zulümden,
milletine hep acı.
Yoksa senden olurlar,
mahşer günü dâvâcı.)
“Hârun Reşîd” dinleyip,
göz yaşları içinde,
Bir kese "altın"
verdi, ayrılıp
gidişinde.
Lâkin “Dâvud-i Tâî”
almadı onu zinhâr.
Buyurdu: (Yeter param,
bana ölene kadar.
Zîrâ bir evim vardı, dün
sattım onu daha.
O helâl para için,
yalvardım ki Allah'a:
"Yâ Rabbî, hangi günde
biterse şu dünyâlık,
Bitsin benim ömrüm de,
yaşatma beni artık".)
O günden îtibâren, geçti
belli bir süre.
Ve bir gün “Hârun
Reşîd”, bir kısım
kimselere,
Dedi: (Dâvud-i Tâî,
eyledi bugün vefât.)
Sonra öğrendiler ki,
vefât etmiş hakîkat.
Dediler: (Nerden bildin
öldüğünü Dâvud'un?)
Dedi: (Mevcud parası,
tam bugün bitti onun.)
Vefâttan bir gün önce,
biri gitti yanına.
Baktı, koymuş başını
kerpiçden yastığına.
Dedi ki: (Dışarıda,
çok güzel bir hava var.
Dışarı çıkarayım
isterseniz bir miktar.)
Buyurdu ki: (Ömrümde,
hiç uymadım nefsime.
Nasıl hesap veririm,
uyarsam hevesime?
Ölürsem, şu duvarın
ardına gömün beni.
Ki, olmasın mezarım,
âşikâr ve alenî.
Sağlığımda, yıllarca
yaşadım hep uzlette.
Kabirde de yatayım, aynı
bu vaziyette.)
O gün sabaha kadar,
durmadan kıldı namâz.
Ağlayıp, göz yaşiyle
eyledi duâ, niyâz.
En son vardı secdeye,
bekledi uzun miktar.
Kaldırmadı başını, fecir
sökene kadar.
Annesi, merak etti onun
bu durumunu.
Sonra baktı, secdede
teslim etmiş rûhunu.
O vefât ettiğinde,
gâibden geldi bir ses.
Şöyle denildiğini işitti
o gün herkes:
(Bu gün Dâvud-i Tâî,
Rabbine kavuşmuştur.
Ve Cennet nîmetleri,
şimdi onun olmuştur.
Cennet hûrîleri de,
süslendiler hep ona.
Ne mutlu Dâvud'a ki, tam
erdi murâdına.) |