|
24
- DÂVUD-İ TÂÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
SİZİ NİÇİN SEVİYORLAR?
Bir gün, "Dâvud-i Tâî",
sabah çıktı evinden.
Ve “Câfer-i Sâdık”ın
yanına geldi hemen.
Dedi:
(Resûlullah'ın torunusun
sen bizzât.
Kalbim çok katılaştı,
eyle bana nasîhat.)
Buyurdu ki: (Ey Dâvud,
sen zâhidsin hakîkî.
Benim nasîhatıma
ihtiyâcın var mı ki?)
Dedi:
(Evet, Resûl’ün
torunusun sen şu an.
Ve zerre taşıyorsun,
Onun asîl kanından.
Bu yüzden var elbette
herkese üstünlüğün.
Senin nasîhatına
muhtâçtır herkes bu
gün.)
Ona, Câfer-i Sâdık
buyurdu: (Doğru, ama,
Dedem, kıyâmet günü
yapışır da yakama,
Derse ki: "Sen torunum
olursun da ey evlât!
Niçin benim dînime
etmedin mütâbaat?
Nesebin, kurtulmaya
faydası olmaz yarın.
Farzı yapmakla olur,
kurtuluşu kulların.
Haramdan sakınmak da,
çok mühimdir ey oğlum!"
Diye buyurmasından
fazlaca korkuyorum.)
“Dâvud” bunu duyunca,
başladı ağlamaya.
Dedi ki:
(Yâ ilâhî, gücüm yok
anlamaya,
Onun, böyle bir korku
sarmış iken içini,
Dâvud kim oluyor ki,
beğensin bir işini?)
O, çekildiği halde uzlet
ve inzivâya,
Yine şânı şöhreti
yayılmıştı dünyâ'ya.
Devrin âlimlerinden
gelip sordu ahâli.
Dediler ki: (Dâvud'un
nedir ki acep hâli?
Meşhur olup, ismi hep
dillerde dolaşıyor.
Hattâ nereye gitsek,
halk onu konuşuyor.
Halbuki insanlardan
kaçıyor kendisi hep.
Aksine, herkes onu
seviyor, neden acep?)
Âlimler dediler ki:
(Bu, böyledir her zaman.
Kim Allah'a dönerse,
sever onu her insan.
Kullardan yüz çevirip,
kim dönerse Rabbine,
Öyle şeref bulur ki,
akıl ermez hâline.)
O, bir gece, evinin, düz
damına çıkarak,
Düşünüp, ağlamaya
başladı hıçkırarak.
Tefekkür etmiş idi,
bakarak gök yüzüne.
Bayılıp düştü sonra,
komşu damın üstüne.
Adam, “Hırsız”
zannedip bacaya çıktı
hemen.
Onu görüp, sordu ki:
(Sen mi düştün
teminden?)
Buyurdu ki:
(Tefekkür ediyordum
Rabbimi.
Düşündüm daha sonra,
mahşerdeki hâlimi.
Dehşete kapılarak,
bayılmışım o anda.
Daha sonra kendimi,
buluverdim bu damda.)
Bir gün, bâzı dostları
dediler: (Zaifsiniz.
Size, yağlı bir yemek
getirsek, yer misiniz?)
"Evet, yerim"
deyince, getirdiler
önüne.
Lâkin biraz düşünüp,
yemedi ondan yine.
Dedi: (Var
filân evde, yetim ve
kimsesizler.
Bunu siz götürün de,
asıl onlar yesinler.) |