ŞİİRLERLE MENKIBELER

HORASAN EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

23 - HABÎB-İ ACEMÎ (Rahmetullahi Aleyh)

NİÇİN GÖREMEDİLER?

 

Habîb-i Acemî” ki, hâl ehli bir kişiydi.

Hak teâlâ indinde, kıymetli birisiydi.

 

Bir gün emreyledi ki “Haccac”, adamlarına:

(O Hasan-ı Basrî'yi, bulup getirin bana.)

 

Adamlar, köşe bucak aradılar her yeri.

Lâkin onu bulmaktan, âciz kaldı her biri.

 

Aramadıkları yer kalmadı o beldede.

Lâkin bulamadılar kendisini yine de.

 

Habîb-i Acemî”nin bir kulübesi vardı.

Geceleri orada, hep ibâdet yapardı.

 

Fırat kıyısındaydı kulübesi “Habîb”in.

Buraya saklanmıştı “Hasan-ı Basrî” o gün.

 

Haccâc'ın adamları, onu bulamayınca,

Dediler ki: (Habîbin yeri kaldı yalnızca.

 

Zîrâ bakmadığımız, kalmadı şehirde yer.

Olsa olsa nihâyet o kulübeye girer.)

 

Onu, o kulübede bulmak ümîdi ile,

Gelip suâl ettiler, “Habîb-i Acemî”ye.

 

Dediler ki: (Ey Habîb, acabâ bu günlerde,

Sen, Hasan-ı Basrî'yi gördün mü bu yerlerde?)

 

“Habîb”, o adamlara sert nazarla bakarak,

Hiddetle buyurdu ki: (Evet gördüm, n'olacak?)

 

Adamlar sevinerek, dediler ki: (Ey Habîb!

Çabuk söyle yerini, bulalım onu gidip.)

 

Dedi: (Arıyorsanız siz Hasan-ı Basrî'yi,

O, şu kulübemdedir, girip bakın içeri.)

 

Adamlar, bir sevinçle daldılar içeriye.

Lâkin me'yûs olarak, çıktılar hep geriye.

 

Dediler ki: (Ey Habîb, yalan mı söylüyorsun?

Hasan yok kulübede, niçin böyle diyorsun?)

 

Buyurdu ki: (Şu anda, o içerdedir, fakat,

Siz göremiyorsanız, bende midir kabâhat?)

 

Adamlar, hayret ile bakıştı birbirine.

Dediler: (Göremedik, bakalım mâdem yine.)

 

Tekrar bir ümit ile, hep girdiler içeri.

Lâkin kızgın olarak, çıktılar tekrar geri.

 

Dediler ki: (Ey Habîb, ya yalan söylüyorsun.

Yâhut da, sen bizimle istihzâ ediyorsun.)

 

Netîcede adamlar, onu bulamıyarak,

Terk ettiler o yeri, üzgün, me'yûs olarak.

 

Hasan-ı Basrî” dahî, gittiklerini bilip,

Çıktı hemen dışarı ve sordu ki: (Ey Habîb!

 

İyi biliyorum ki, bereketinle senin,

Görmedi onlar beni, ne yaptın bunun için?)

 

Dedi: (Âyet-el kürsî ve İhlâs sûresini,

Okuyup, Rabbimize emânet ettim seni.

 

Dedim ki: "Yâ ilâhî, sûreler hürmetine,

Gösterme üstâdımı, onların gözlerine.")

 

Buyurdu: (Hakîkaten, adamların elleri,

Bana değiyordu da, görmüyordu gözleri.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan