ŞİİRLERLE MENKIBELER

HORASAN EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

23 - HABÎB-İ ACEMÎ (Rahmetullahi Aleyh)

KAÇIN!  KAÇIN!

 

Hidâyete ermeden çok zengindi bir ara. 

Parasını, “Fâiz”le verirdi insanlara.

 

Hanımı, bir gün yemek getirmişti sofraya.

Yemeye başlamadan, biri geldi kapıya.

 

Kalkıp açtı kapıyı, bir “Fakir” gelmiş gördü.

Allah rızâsı için, sadaka istiyordu.

 

Derhal örttü kapıyı, "Çekilip gitsin" diye.

Fakir, mahzun olarak dönüp gitti geriye.

 

Yemek yemek üzere sofraya geldiğinde,

“Yemek” değil, "Kan" vardı tabağının içinde.

 

Şaşırdı, duygulandı, düşündürdü bu onu.

Anladı bir “Îkâz-ı ilâhî” olduğunu.

 

Kapladı kendisini bir nedâmet, pişmânlık.

Bu sebepten, yerinde duramaz oldu artık.

 

"Hasan-ı Basrî"nin de, büyük zât olduğunu,

Öğrenip, tuttu onun hânesinin yolunu.

 

Hâlis bir niyet ile gidiyorken, bir ara,

Rastladı yol üstünde oynıyan çocuklara.

 

Habîb”i, tâ uzaktan görünce o çocuklar,

Oyunu bırakarak, kaçmaya başladılar.

 

Hem de, birbirlerine derlerdi: (Kaçın! kaçın!

Fâizcidir şu gelen, olmayın ona yakın.

 

Ayağından kalkan toz, gelirse üstümüze,

Onun o bedbahtlığı, bulaşır sonra bize.)

 

Bu sözler, bir “Ok” gibi saplandı sînesine.

Vardı “Hasan Basrî”nin mübârek hânesine.

 

Daha ilk sohbetinde, çok feyz aktı kalbine.

Ve derhal pişmân oldu uygunsuz hallerine.

 

Dedi ki: (Yâ ilâhî, günâhım çoktur, lâkin,

Sonsuzdur senin dahî affın ve mağfiretin.

 

Her şeyden ümit kesip, geldim senin kapına.

Pişmânım, boyun eğdim ne ise fermânına.

 

Her şeye gücün yeter, affına yok nihâyet.

Sana teslim olmuşum, eyle beni mağfiret.)

 

Oradan ayrılarak, dönüyorken evine,

Oynayan çocuklara rastladı yolda yine.

 

Habîb”i, tâ uzaktan görünce o çocuklar,

Yine eskisi gibi kaçmaya başladılar.

 

Derlerdi: (Kaçın kaçın, tövbekârdır bu gelen.

Ona toz bulaşmasın, bizim sebebimizden.)

 

Onların bu sözünü işitti “Habîb” dahî.

Sevindi, duygulandı, dedi ki: (Yâ ilâhî!

 

Ne merhametlisin ki, bunca günâha rağmen,

Bir tövbeyle, ismimi eyledin iyilerden.)

 

Az ilerde “Habîb”i, gördü borçlu olanlar.

Başka yola sapmaya çalıştı hemen onlar.

 

Onların bu hâlini, tâ uzaktan fark edip,

Seslendi ki: (Kaçmayın, bu gelen başka Habîb.

 

Nasıl kaçardınızsa siz ondan daha önce,

O kaçar bundan sonra, sizi böyle görünce.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan