|
07 - EBÛ BEKR-İ ŞİBLÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
İBRET BÖYLE ALINIR
“Ebû Bekr-i Şiblî”
ki, velîlere tâc idi.
Sözleri, hasta olan
kalplere ilâç idi.
Önceden "Vâlî"
idi, çok çalışkan ve
âdil.
O, bu vazîfesinde,
çalıştı bir nice yıl.
Pek fazla seviyordu
kendisini ahâli.
Bağdat'ta, "Sultân"
dahî öğrendi iş bu hâli.
O, bu vazîfesinde,
gösterince liyâkat,
Sultân da verdi ona, çok
kıymetli bir "Hil’at".
Giyerdi o hil’atı, îtinâ
eyliyerek.
Kirletti lâkin onu, bir
gün istemiyerek.
Buna vâkıf olunca, bâzı
kötü kimseler,
Vâlîyi, hükümdâra
şikâyet eylediler.
Dediler:
(Ey hükümdâr, senin ona
verdiğin,
Hil'atı
hor kullanıp, eyledi pis
ve çirkin.)
Hükümdâr sinirlenip,
verdi ki şöyle fermân:
(Azlettim vâlîlikten,
yanıma gelsin heman!)
O, bu emri alınca,
eyledi çok taaccüp.
Hükümdârdan ziyâde,
Rabbine oldu mahcup.
Düşündü ki: (Hükümdâr,
bir “Kul”dur en
nihâyet.
Bu kıymetli hil'atı, o
bana verdi, evet.
Ben ise ihmâl edip,
kirletince onu az,
Nasıl da sinirlenip,
eyledi bana garaz.
Benim bu ihmâlimin
netîcesi olarak,
Beni, bu vazîfeden azle
kıldı müstehak.
Cenâb-ı
Allah dahî, Sultânların
Sultânı.
Giydirdi üstümüze, bu "Kulluk
hil'atı”nı.
Bu azîz hil'atı da
kirletirsek eğer biz,
Elbette ki bu hâle, râzı
olmaz Rabbimiz.
Allahü teâlâ'nın kulu
olmak, ne şeref.
Kıymetini bilmezsek,
cezâ verir mâlesef.
Ve lâkin hiç benzemez,
bu cezâ diğerine.
Önceki, buna göre, pek
hafif kalır yine.)
O, böyle düşünerek,
ayrıldı vâlîlikten.
Artık "Dünyâ işi”ne
karışmadı kat'iyyen.
Derdi ki: (Bitti ömrüm,
yapmadım kulluğumu.
Ey nefsim, yazık sana,
hâlis kul olmak bu mu?
Sana, bunca nîmeti
lutfetti Hak teâlâ.
Sen ise gaflettesin,
uyanamadın hâlâ?
Bu günden tezi yoktur,
Sâhibine dön artık.
Yetmez mi, bunca zaman
yaptığın günâhkârlık?
Halbuki Rabbin sana,
eyledi bunca ihsân.
Sen ise buna karşı,
yapıyorsun hep isyân.
Bu “Kulluk hil'atı”nı,
kirlettin günâh ile.
Geri kalan ömründe, ağla
âh-ü vâh ile.)
O, kendi kendisine,
bunları söyliyerek,
“Cüneyd-i Bağdâdî”nin
huzûruna giderek,
Onun terbiyesiyle,
yetişip oldu kâmil.
Tasavvufta, çok büyük
nîmete oldu nâil. |