|
06 - DA'LEC BİN AHMED
(Rahmetullahi Aleyh)
NİÇİN GİZLENİYORDU?
“Da'lec ibni Ahmed”
ki, büyük hadîs âlimi.
Onun, fıkıhta dahî, bir
hayli vardı ilmi.
Zengin olup, pek çoktu
onda mal, para, servet.
Lâkin yoktu kalbinde,
bunlara hiç muhabbet.
Dağıtırdı cömertçe,
ihtiyâcı olana.
Fakirler, çekinmeden
gelirlerdi hep ona.
Bir gün, namâz kılmaya,
câmiye girdi bu zât.
Birini, mahcûb halde
görüverdi o saat.
Elbisesi içine bürünmüş
biri idi,
Sanki o, bir kimseden,
gizleniyor gibiydi.
Sordu ki:
(Nedir sebep, böyle
gizlenmenize?)
Dedi ki: (Beş bin akçe,
borcum var benim size.)
Buyurdu ki:
(Kardeşim, bu mudur seni
üzen?
Öyleyse helâl ettim, onu
hiç düşünme sen.
Değer mi, para için
böyle çok üzülmeye?
Haydi buyur, gidelim
bizde yemek yemeye.)
Hânesine götürüp, eyledi
izzet, ikrâm.
Yedirdi o mü'mine,
çeşitli lezîz taam.
Ayrıca, “Beşbin akçe”
etti ona hediye.
Ricâ etti: (Hakkını,
bana helâl et) diye.
O dedi:
(Helâl ettim, var ise
böyle bir hak.
Versin mükâfâtını, size
de cenâb-ı Hak.)
Yine başka diyârda, bir
müslümân vardı hem.
Borçluydu birisine, o
dahî “Onbin dirhem”.
O, böyle bir sıkıntı
görmemişti hayatta.
Yeryüzü, kendisine dar
gelmişti âdetâ.
Çâresizlik içinde,
kalmadı hiç kararı.
Katırına binerek, terk
etti o diyârı.
Lâkin bilemiyordu, ne
yöne gitse acep?
Hayvanın yularını
bıraktı bundan sebep.
Dedi ki:
(Yâ ilâhî, kalmadı hiç
tâkatım.
Borcumu ödemekte, sen
bana eyle yardım.
Sevdiğin bir kulunu,
rast getir bana şu an.
Bir dünyâlık yüzünden,
eyleme beni hüsrân.)
Katıra tâbi olup, yol
aldı bî-ihtiyâr.
O hayvan, bir mescidin
önünde kıldı karar.
“Da'lec ibni Ahmed”in,
mescidiydi o yöre.
Katırı durur durmaz,
ümitle indi yere.
“Da'lec bin Ahmed” dahî,
görür görmez bu zâtı,
Dâvet etti evine,
kaçırmadı fırsatı.
Bir bakışta, derdini
anlamıştı pek âlâ.
Ona, nefîs yemekler
ikrâm edip evvelâ,
Sonra da suâl etti, hiç
anlamamış gibi:
(Senin bir sıkıntın var,
nedir acep sebebi?)
Dedi ki: (Onbin
akçe, birine borcum
vardır.
Ben bu büyük dert ile,
dertliyim çok zamandır.)
Buyurdu ki:
(Kardeşim, büyük derdin
bu mudur?
Rahat ye yemeğini, bu,
elbette hallolur.)
Ona, “Onbin akçe”yi
hediye eyliyerek,
Uğurladı sonra da, tâ
şehir dışına dek. |