|
05 - ABDURRAHÎM İSTAHRÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
SETREDERDİ KENDİNİ
“Abdurrahîm İstahrî”,
üstün velî, büyük zât.
İlim öğrenmek için,
yaptı pek çok seyâhat.
Kalbi, hep "Hüzün” ile
dolu iken lebâleb.
"Neş’eli"
görünürdü, insanlara
yine hep.
Av elbiselerini giyerek
ara ara,
Avlanmaya giderdi, tek
başına dağlara.
Lâkin onun niyeti, av
değildi kat'iyyen.
O, böyle "setrederdi"
kendisini gayriden.
Bir gün ava çıkmıştı,
alıp av köpeğini.
Bir kişi de, gizlice,
tâkîb etti kendini.
Ne zaman ki ulaştı, bir
dağın eteğine.
Köpeğini salarak,
başladı tâatine.
O, Rabbinin ismini,
söylediği zamanda,
"Dağlar" da
söylüyordu, onunla aynı
anda.
Öyle ki, o dağlarda
bütün mevcut olanlar,
Cümle "ağaç" ve "taşlar",
hem de "vahşî
hayvanlar",
Ona iştirak edip, meşgûl
oldu zikr ile.
Yer ve gök inliyordu,
hep “Allah”
sesleriyle.
"Halk" içinde, "Hak"
ile bulunan bu evliyâ,
Îtibâr etmiyordu, zerre
kadar dünyâ'ya.
“Yirmibin akçe”
kaldı babasından
kendine.
Dağıttı onbin’ini,
şehrin fakirlerine.
Kalan onbin’ini de, bir
torbaya doldurup,
Çıktı damın üstüne,
ayırdı gurup gurup.
Sonra, o akçelerin
tamâmını bu defâ,
Avuç avuç alarak, saçtı
dört bir tarafa.
Öyle ki, para ile doldu
hep o havâli.
O sabah uyanınca, çok
şaşırdı ahâli.
Zîrâ görmüşlerdi ki, her
yer para ve akçe.
Zannettiler ki:
“Gökten, para yağmış o
gece”.
“Abadan”a gitmişti,
Ramazânda bir ara.
Herkes, yemek getirdi
kendisine iftâra.
Lâkin sabah olunca,
baktılar ki o yine,
Hiç elini sürmemiş,
yemeklerden birine.
İnsanlar anladı ki, bu,
bir "Allah adamı".
O bunu hissedince, terk
etti Abadan'ı.
Ve “Sehl-i Tüsterî”nin,
gelip memleketine,
Kavuştu bu velînin,
kıymetli sohbetine.
“Sehl-i Tüsterî” dahî,
etti ki ona suâl:
(Ne yemek istiyorsan,
hazırlasınlar derhal.)
Dedi ki:
(Öyle ise, ekşili olsun
biraz.)
Ona göre pişirip,
eylediler ona arz.
Onlardan yemek için,
bekliyorken iftârı,
Gördü kapı önünde, fakir
bir ihtiyârı.
O yemekten almadan,
henüz bir lokma bile,
Verdi o ihtiyâra çömleği
tamâmiyle,
Sâdece bir "Su ile"
yaparak o gün iftâr,
Yarınki oruç için, niyet
etti o tekrar.
Üç gün üstü üstüne, vâki
oldu böylece.
Üçünde de yemeği, ikrâm
etti öylece. |