|
03 - İBRÂHİM HAVVÂS
(Rahmetullahi Aleyh)
HANGİMİZİN DÎNİ HAK?
Bir gün “İbrâhim
Havvâs”, Hac için
etti niyet.
Yolda bir “Râhip” ile,
karşılaştı nihâyet.
Berâber yürüdüler ve
ettiler hasbihâl.
Bir ara râhip ona, sordu
şöyle bir suâl:
(Senin dînin mi haktır,
yoksa benim ki mi hak?
Bunu, tecrübe ile mümkün
olur anlamak.
Kim yürüyüp geçerse, şu
suyun üzerinden,
Demek ki, onun dîni,
doğrudur diğerinden.)
Önce, kendi yürüyüp,
geçti karşı yakaya.
Çok şaşırdı “İbrâhim
Havvâs” bu vâkıaya.
Dedi ki:
(Yâ ilâhî, sihir yaptı
bu elbet.
O râhip karşısında, sen
de bana yardım et.)
Yürüyüp geçti sonra,
“Besmele” söyliyerek.
Râhip dedi:
(Bu işi, bir daha yapmak
gerek.
Zîrâ ikimiz dahî, olduk
bunda muvaffak.
Bir daha yapalım ki,
belli olsun dîn-i hak.)
Biraz daha yürüyüp,
acıktılar bir hayli.
Râhip dedi: (Bu işi
yapalım şimdi haydi.)
Bir kâğıda, bir şeyler
çizip karalıyarak,
Dedi:
(Rızık gelecek şimdi
bana, gör de bak.)
Az sonra önlerine, çıka
geldi bir köpek.
Tutuyordu ağzında, bir
dilim
“Kuru ekmek”.
Râhip aldı ekmeği ve
başladı yemeye.
Bunu görüp, başladı o da
duâ etmeye.
Gördü o an yanında, nûr
yüzlü birisini.
Tutuyordu elinde, bir “Yemek
sinisi”ni.
Çeşit çeşit taamlar var
idi o tepside.
Yemeden belliydi ki, çok
nefîsti hepsi de.
Râhip bunu görünce,
geldi hemen insâfa.
Dedi:
(Sihir yapmıştım ben
önce, iki defâ.
Seninkiyse kerâmet, tam
inandım ben şu an.)
“Şehâdet”i getirip, oldu
hemen müslümân.
Bir gün de, çölde gördü,
çok vahşî hayvanları.
Baktı ki, susuzluktan
kalmamış tâkatları.
Bir kayaya, hafifçe
dokundu bir eliyle.
“Su fışkırdı”
kayadan, Allah'ın izni
ile.
O çölde susuz kalmış
hayvan varsa ne kadar,
Hepsi gelip, o sudan,
bol bol içip kandılar.
Yola devam ederken,
gördü "nûrlu"
birini.
Nûrlu zât sordu ona,
nereye gittiğini.
Buyurdu:
(Gidiyorum, şimdi ben
Medîne'ye.
Kabr-i
Resûlullah'ı ziyâret
eylemeye.)
Dedi: (Bu ziyâretten,
makbûl şey var mı daha?
Benim de selâmımı, söyle
Resûlullah'a)
Buyurdu:
(Peki olur, varıp arz
edeceğim.
Ve lâkin kimden selâm
getirdim diyeceğim?)
Dedi: (Resûlullah'ın,
kabrine giderseniz,
"Kardeşin Hızır’ın da,
selâmı var" dersiniz.)
“Hızır”
aleyhisselâm, bildirince
ismini,
Bir daha baktığında,
göremedi cismini. |