|
03 - İBRÂHİM HAVVÂS
(Rahmetullahi Aleyh)
O GENÇ, YEHÛDÎDİR
“İbrâhim-i Havvâs”
ki, evliyâ-yı kirâmdan.
Onun bereketiyle, çok
kişi etti îmân.
Bir gün, sohbet ederken
mescitte cemâate,
İçeri “bir genç”
girip, katıldı o
sohbete.
Hâlini gizlemeye
çalışırdı o fakat.
Birazdan sohbet bitti ve
dağıldı cemâat.
O büyük zât, birine
buyurdu ki:
(Bu çıkan,
Yehûdîdir
ve lâkin, belki olur
müslümân.)
O “Genç”, kendi hakkında
böyle buyurduğunu,
Cemâatten öğrenip, çok
takdîr etti onu.
Geri gelip yapıştı,
mübârek ellerine.
“Şehâdet”i
getirip, girdi islâm
dînine.
Kendisine sordu ki:
(Niçin oldun müslümân?)
Dedi: (Kitâbımızda,
görmüştüm ki bir zaman:
"Bir velî kul, Allah'a
yakınsa eğer fazla,
Onun firâsetinde,
yanlışlık olmaz aslâ.
Çünkü yakınlaştıkça
velîler Rablerine,
Allahtan
gayri bir şey, hiç
gelmez kalplerine.
Tamâmen açılmıştır,
onların kalp gözleri.
Bilirler kalpten geçen
düşünce ve sözleri."
Mâdem ki siz de benim,
kalp hâlimi bildiniz,
İnandım ki hak dindir,
sizin islâm dîniniz.)
Çıkmıştı bir gün dahî,
bir “Râhip”le
sefere.
Bir müddet yol yürüyüp,
oturdular bir yere.
Râhip dedi:
(Acıktık, lâkin hiç yok
yiyecek.
Duâ et, Rabbin bize
göndersin biraz yemek.)
O dahî, ihlâs ile el
açarak duâya,
Arz etti hallerini,
Allahü teâlâ'ya.
O anda, önlerine “Yemek”
geldi bir sini.
Yediler iştâh ile, o
taamın hepsini.
Biraz daha gidince,
akşam oldu nihâyet.
Râhibe buyurdu ki:
(Şimdi de sen duâ et.)
O dahî bir köşede, kalıp
kendi hâline,
El kaldırıp, gizlice duâ
etti Rabbine.
Bir “Sini” daha
geldi, o duânın
peşinden.
Lâkin bu, daha çok ve
lezîzdi öncekinden.
O râhibe sordu ki:
(Ne duâ ettin ki sen,
Rabbim, daha çoğunu
gönderdi eskisinden?)
Dedi: (Müjdem var sana,
yâ İbrâhim-i Havvâs!
Ben şehâdet getirip,
edindim îmân, ihlâs.)
Buyurdu:
(İyi ama, nasıl duâ
ettin ki,
Hak indinde, daha çok
makbûl oldu seninki?)
Dedi: (Şöyle yalvardım,
“Yâ ilâhel âlemîn!
İbrâhim Havvâs diye, bir
kulun var ya senin,
O hâlis ve mübârek
kulunun hürmetine,
Bize sen, hazînenden,
bir sofra gönder yine”.)
Onu dahî yiyerek, o
râhiple berâber,
Kâbe'ye vâsıl olup,
Haccı edâ ettiler.
Lâkin râhip, Mekke'de,
teslim etti rûhunu.
Bizzât “İbrâhim
Havvâs” kabrine
koydu onu. |