|
03 - İBRÂHİM HAVVÂS
(Rahmetullahi Aleyh)
SİZ EMÎR OLUN
“İbrâhim-i Havvâs”
ki, devrinin bir
tekiydi.
Cüneyd-i
Bağdâdî'nin, mümtâz
talebesiydi.
Sevdiklerinden biri,
ondan şöyle nakleder:
Hac yoluna çıkmıştık,
üstâdımla berâber.
Buyurdu ki:
(Biz mâdem, yola çıktık
ikimiz,
Öyleyse yol boyunca,
“Emîr” olsun birimiz.
Herhangi zorluk ile
karşılaşırsak eğer,
O emîrin sözünü dinlemek
îcâb eder.
O ne derse, o olur, ona
uyar diğeri.
Zîrâ bu meselede,
böyledir dînin emri.)
(Siz emîr olun) diye,
hocama eyledim arz.
Buyurdu:
(Öyle ise, istemem hiç
îtirâz.
Her türlü meselede, ben
veririm kararı.
Eğer kabûl etmezsen,
gidelim ayrı ayrı.)
(Kabûl ettim efendim)
dedim ve çıktık yola.
İkimiz de yorulup, bir
yerde verdik mola.
O, bana (Otur!)
deyip, gitti kendi
hizmete.
Başladı bana bizzât,
ikrâm ile izzete.
Çalı çırpı toplayıp,
yaktı hemen ateşi.
O su çekti kuyudan ve o
yaptı her işi.
Dedim ki: (Ben de
yardım etseydim size
biraz.)
Aslâ kabûl etmeyip,
buyurdu:
(Hayır, olmaz.
Mâdem ki emîr benim, ben
ne dersem, o olur.
Ben hizmet edeceğim,
sen, orada git otur.)
Yola devam edince,
tutulduk bir “Yağmur”a.
Paltosunu çıkarıp, bana
tuttu o ara.
Islanmıyayım
diye, yaptı çok
fedâkârlık.
Sıkıldım, lâkin birşey
diyemedim hiç artık.
Zîrâ "emîr" o
idi, mecburdum
dinlemeye.
Üstelik söz vermiştim,
îtirâz etmemeye.
O yolculuk boyunca, o
bana etti hizmet.
Her ne sıkıntı olsa, o
çekti hep eziyet.
Üzülüyordum, lâkin
üstâda ne denilir?
Düşündüm ki: "Keşke
ben, olsaydım ona emîr".
Biz bu minvâl üzere, Hac
yapıp döndük geri.
Îzâh etti üstâdım,
yoldaki o halleri.
Buyurdu ki: (İlerde,
olursan sen de emîr,
Benim gibi yaparsın,
doğrusu da böyledir.
Her ne meşakkat olsa,
sen göğüs ger ona ilk.
Hep sen çek sıkıntıyı,
böyle olur emîrlik.
“İdâreci” odur
ki, mütevâzı olur pek.
Bilcümle zorlukları, o
göğüsler severek.
Kendi için, onlardan,
bir hizmet etmez talep.
Bilâkis o onların
yüklerini çeker hep,
O, "hizmet gören" değil,
“Hizmet eden”
kişidir.
Yatmak değil,
“Çalışmak”, onun esas
işidir.
O, diğerlerinden de
çalışır daha fazla.
Nefsi için, onlardan
istemez bir şey aslâ.
O, kızmaz, sinirlenmez,
davranır hep yumuşak.
Bilir ki Allah dahî, bu
hâli sever ancak.) |