|
37 - BEHÂÜDDÎN-İ BUHÂRÎ (Kuddise
Sirruh)
NASIL NAMÂZ KILALIM?
"Behâeddîn Buhârî",
çok büyük bir evliyâ.
Bu zâtın zamanında, nûr
ile doldu dünyâ.
Bir gün, bir talebesi,
huzûruna gelerek,
Dedi: (Alamıyorum
namâzdan mânevî zevk.
Tasavvuf hallerim de,
gittikçe kaybolmakta.
Bana, bir tavsiyeniz
olacak mı bu bâbta?)
Buyurdu ki: (Yediğin
lokmalara dikkat et.
Yemek âdâbına da, eyle
hem tam riâyet.)
Araştırdı talebe
yedikleri taamı.
Gördü ki, "Helâl" yoldan
kazanılmış tamâmı.
Gelip arz eyledi ki:
(Yediğimiz her yemek,
Helâl olup, haram şey
karışmış değildir pek.)
Buyurdu ki:
(Evlâdım, git az daha
araştır.
Muhakkak bu hususta,
başka bir hatâ vardır.)
Nihâyet öğrendi ki, o
araştırdığında,
"Şüpheli" tek bir odun
yakılmış ocağında.
Bu günâhtan ötürü, etti
tövbe, istiğfâr.
O iyi hallerini kazandı
yine tekrar.
Bir gün de, biri ona
eylemişti hakâret.
Ona, bir karşılıkta
bulunmadı o "Hazret".
Bilâkis tebessümde
bulundu ona yine.
Lâkin o, hastalanıp,
geldi "ölüm"
hâline.
Hatâsını anlayıp, pişmân
oldu bu sefer.
Af etmesi için de,
gönderdi ona haber.
O “Allah adamı” da, o
yoldan geçiyordu.
Hânesine girerek, (Nasılsın?)
diye sordu.
O, “Hastayım” deyince,
buyurdu: (Hak
teâlâ,
Tek şifâ vericidir, sana
da versin devâ.)
O anda iyileşip, ayağa
kalktı binden.
Dedi ki: (Çıkarmayın,
beni siz kalbinizden.
İncittim kalbinizi,
pişmânım şimdi fakat.
Beni af eyleyin de,
eylesin kalbim rahat.)
Buyurdu ki: (O zaman,
incinmişti kalbimiz.
Şimdi gönül aynası, size
karşı tertemiz.
Ve lâkin şunu bil ki,
Allah dostu "Velîler",
Kınından uryân olmuş,
bir "Kılıç”
gibidirler.
Fakat o kişilerin,
çoktur merhametleri.
O kılıçla, kimseye
vurmazlar kendileri.
İnsanlar, kendisini
gelip vurur onlara.
Belâsını arıyan, sataşır
o zâtlara.)
O kimse memnun olup,
istedi bir nasîhat.
Buyurdu ki: (Nefsine,
bir lâhza verme fırsat.
Dâim baskı altında
bulundur ki nefsini,
Yoksa o, baş kaldırıp,
bastırır, ezer seni.
Ne kadar muhâlefet eder
isen nefsine,
O kadar kavuşursun, iyi
netîcesine.
Çünkü nefse uymamak, hep
iyilik getirir.
Her dert ve musîbet de,
ona uymaktan gelir.) |