|
37 - BEHÂÜDDÎN-İ BUHÂRÎ (Kuddise
Sirruh)
VEFÂTI
"Behâeddîn Buhârî"
devrinde sâlih bir zât,
"Şeyh Nûreddîn
Halvetî", etmişti
Hakka vuslat.
Behâeddîn Buhârî, bâzı
talebesiyle,
Bu eve teşrîf etti “Tâziye”
gâyesiyle.
Lâkin gidip gördü ki,
içerde bir kısım halk,
Feryâd ediyorlardı,
seslice ağlıyarak.
Onlara buyurdu ki:
(Sesli ağlamayınız.
Ona eziyet verir zîrâ
böyle yapmanız.)
Sonra, talebesine
buyurdu: (Siz
de, sakın,
Ben vefât ettiğimde,
böyle şeyler yapmayın.)
Vaktâ ki "Behâeddîn
Buhârî" hazretleri,
Bir ara hastalanıp,
bozuldu sıhhatleri.
“Ölüm hastalığı”ydı,
vâkıf oldu o buna.
Çekildi o gün artık,
husûsî odasına.
Vefâtlarına kadar,
çıkmadı o odadan.
Lâkin talebesiyle
görüşürdü her zaman.
Son nefesine kadar hattâ
o mübârek zât,
Gösterdi herbirine, çok
ilgi ve iltifât.
Birisi anlatır ki, vefât
eylediği gün:
Bir ara, huzûruna
girmiştim o büyüğün.
O çetin anda bile,
bizleri düşünerek,
Buyurdu ki: (Sofrayı
getirip, yiyin yemek.)
Yerine gelsin diye, onun
bu emirleri,
Biraz yiyip, sofrayı
götürdüm yine geri.
Lâkin vâkıf olunca,
sofranın gittiğine,
Buyurdu ki: (Sofrayı
getirip, yiyin yine.)
Ben yine biraz yiyip,
götürdüm tekrar geri.
Lâkin o, tam üç defâ
tekrar etti bu emri.
Buyurdu: (İyi
yiyip, iyi çalışmalıdır.
Zîrâ hizmet ve tâat,
sıhhat ile yapılır.)
Talebesi içinden,
"Alâeddîn-i Attâr",
Der ki: Son günlerinde,
fakiri çağırdılar.
Huzûruna girince,
buyurdu: (Alâeddîn!
Benim için, bir mezar
kazın da hazır edin.)
“Peki efendim” deyip,
îfâ ettim bu emri.
Gelip haber verdim ki: (Hazırdır
kabir yeri.)
Sonradan, hastalığı
fazlalaştı daha da.
Vefât edeceğini, anladık
bu arada.
Ve “Yasin-i şerîf”i
okuduk biz bu sefer.
O da tekrar ederdi,
bizim ile berâber.
Bir ara, ellerini ileri
uzatarak,
Uzun uzun duâlar eyledi
son olarak.
Biz, "Yasin-i şerîf"in
yarısına gelince,
Odada, bâzı nûrlar peydâ
oldu bir nice.
Ellerini yüzüne sürerek
o büyük zât,
"Kelime-i tevhîd"i
söyleyip etti vefât. |