|
37 - BEHÂÜDDÎN-İ BUHÂRÎ (Kuddise
Sirruh)
MUHABBET DAĞI
Bir gün, bir talebesi “Bahaddîn
Buhârî”ye,
Bir miktar elma alıp,
getirmişti hediye.
Elmaları, herkese
dağıtıp o büyük zât,
Buyurdu ki: (Bunları,
yemeyin şimdi fakat.
Sebebine gelince, şu
anda bu elmalar,
Allahü teâlâyı zikredip
anmaktalar.)
O böyle buyurunca,
duydular o an bir ses.
Onların tesbîhini,
işitti hemen herkes.
Yine bu evliyânın,
“Âşık” bir talebesi,
Olan “Emîr Hüseyin”,
anlatır ki kendisi:
Üstâdım, bir gün bana
buyurdu:
(Bak ciğerim!
Yarın ben, bir dostumu
görmeye gideceğim.
İnşallah onbeş güne
gelirim yine ama.
Ben gelinceye kadar,
sabret ayrılığıma.)
Ve o sabah, bir kısım
talebeyle berâber,
Medreseden ayrılıp, o
sefere gittiler.
Lâkin ben, çok üzüldüm
onun bu gidişine.
Hiç dayanamıyordum, bu “Firâk
ateşi”ne.
Üstâdım ayrılınca,
zannettim ki, içimden,
"Kalbim" de
kopuverip, gitti onun
peşinden.
Nasıl dayanırdım ki bu
firâka ey Rabbim?
Onun ayrılığıyle
tutuştu, yandı kalbim.
Dergâhta, talebeden bir
kişi daha vardı.
O dahî, bu hâlime
dayanamaz, ağlardı.
Ona dedim: (İnşallah,
üstâdım hazretleri,
Bu hâlimi keşf edip,
seferden döner geri.)
Ertesi gün baktım ki,
üstâdım, hakîkaten,
Yarı yolda vazgeçip,
geri gelmiş seferden.
Heybetle bana bakıp,
buyurdu ki:
(Ey oğlum!
Ben sana demedim mi,
onbeş gün burda yokum.
Sen, “Muhabbet dağı”nı
set çektin önümüze.
Ne mümkün onu aşıp,
çıkılsın hemen düze?)
Sonra, o talebeye sordu
ki nazar edip:
(Ne diyordu dün gece,
bu, bizlerden bahsedip?)
Dedi ki: (Sizi anıp,
devamlı ağlıyordu.
“İnşallah yarı yoldan,
döner gelir” diyordu.)
Buyurdu:
(Bu derece çok muhabbet
ve istek,
Set çekti önümüze,
mümkün mü aşıp gitmek?)
O anda bakıverdim
üstâdımdan tarafa.
Heybetinden, kalbime
korku düştü bu defâ.
Ayaklarına düşüp, af
diledim kendinden.
O dahî affeyledi, yine
merhametinden.
Ve sonra buyurdu ki:
(Evlâdım, beni dinle.
Benden ayrı kalınca,
düşün beni seninle.
Çünkü ben, senden ayrı
değilim ki evlâdım.
Ne zaman beni ansan, o
anda yanındayım.) |