|
37 - BEHÂÜDDÎN-İ BUHÂRÎ (Kuddise
Sirruh)
TERS AKAN IRMAK
"Behâeddîn Buhârî"
hazretlerini seven,
Talebeden birisi, diyor
ki: (Ben, önceden,
Bilmiyordum mâlesef
dîni, islâmiyyeti.
Bu yüzden, işliyordum
her türlü ma'siyyeti.
Duydum ki: “Behâeddîn
Buhârî” hazretleri,
Diye bir kimse var ki,
çok tatlı sohbetleri.
Ben de çok istedim ki,
gideyim o sohbete.
Sanki çekiliyordum ben o
istikâmete.
Nihâyet huzûruna varınca
ben o zâtın,
Bana, merhamet ile
bakıverdi ansızın.
Sanki "o nazar"
ile, kalbimde mevcud
olan,
Ne varsa kötü huylar,
çıktılar benden o an.)
Yine başka biri de
anlatır ki: Bir ara,
"Behâeddîn Buhârî", bir
gurup insanlara,
Bir "Irmak"
kenarında, ediyordu
nasîhat.
Onu, hayrânlık ile
dinliyordu cemâat.
Mevzû geldi bir ara, "Önceki
velîler"e.
Ve onlarda görülen
fevkalâde hallere.
Orada, birkaç kişi var
idi ki o günü,
Hakkıyle bilmezlerdi
onun büyüklüğünü.
Onlardan bir tânesi,
sordu ki:
(Daha önce,
Kerâmet gösterirmiş
evliyâlar bir nice.
Acep bu zamanda da, var
mıdır böyle bir zât?
Öyle bir kerâmeti
görseydik biz de
bizzât.)
Behâeddîn Buhârî,
buyurdu: (Ey mü’minler!
Var ki bu zamanda da
öyle büyük velîler,
Emretse şu ırmağa,
“Yukarıya ak!” diye,
Su, bu emri dinler ve
dönüp akar geriye.)
Baktılar, hakîkaten "Su",
onun bu sözünü,
Tuttu ve hemen o an,
değiştirdi yönünü.
Onlar bunu görünce,
düştüler bir hayrete.
Zîrâ su, akıyordu, aksi
istikâmete.
Behâeddîn Buhârî,
buyurdu ki:
(Ey ırmak!
Ben sana demedim ki,
geri dön, tersine ak.)
O yine bu sözleri
söyleyince ırmağa,
Başladı o su yine,
ileriye akmağa.
Buyurdu: (Kardeşlerim,
hiç mühim değil bunlar.
Bunlardan daha mühim, “Emirlere
uymak” var.
Gâyemiz, Peygamberin
yoluna tam uymaktır.
Bu yoldan, bir kıl kadar
bile ayrılmamaktır.
"Tasavvuf"tan
maksat da, ikidir ey
insanlar!
Birincisi odur ki,
kuvvetlenir îmânlar.
Öbürü, zevk alınır dîne
uygun her işte.
Haramlar çirkin gelir,
yolumuz budur işte.
"İslâm"dan, zerre
kadar ayrılan bir
insanın,
Fevkalâde hâline,
inanmayın siz sakın.
Zîrâ o “İstidrâc”tır,
denmez ona kerâmet.
Günâh işliyenlerde,
kerâmet olmaz elbet.) |