|
37 - BEHÂÜDDÎN-İ BUHÂRÎ (Kuddise
Sirruh)
BİR SADÂKAT ÖRNEĞİ
"Behâeddîn Buhârî"
evliyâ-i kirâmdan.
Sâyesinde, ateşten
kurtuldu nice insan.
Buyurdu ki:
(Bu yolda, maksada
varmak için,
"Hiç" bilin kendinizi,
esâsı budur işin.)
Bizzât kendi anlatır:
Bir kış günü idi ki,
Kapladı birden bire beni
“Aşk-ı ilâhî”.
Kendimden geçmiş halde,
dağlara çıktım artık.
Dolaştım oralarda, yalın
ayak, baş açık.
Yarılıp parçalandı
ayaklarım derinden.
Delinip kanlar aktı,
dikenlerin yerinden.
Ben Rabbimin aşkından,
düşmüş iken bu hâle,
Düşündüm ki:
“Gideyim, hocam Emîr
Külâl’e.
Onun dizi dibinde,
oturup dinleneyim.
Tesirli sohbetinden,
istifâde edeyim”.
Büyük bir iştiyâkla,
vâsıl oldum evine.
İçeriye girerek,
katıldım sohbetine.
Lâkin beni görünce,
üstâdım Emîr Külâl,
Talebeye: “Bu
kimdir?” diyerek
etti suâl.
"Niçin bana sormadan
içeriye aldınız?
Onu, derhal buradan
dışarı çıkartınız".
Bu emre imtisâlen,
talebeler kalktılar.
Beni, kolumdan tutup,
dışarıya attılar.
Çok zor geldi nefsime,
bu hakâret ve bu hâl.
Lâkin kendi kendime,
söylendim şöyle derhal:
"Ey nefsim, bu davranış
gücüne gitti, fakat,
Sen, daha ağırına
lâyıksın, bu hakîkat.
Sen şimdi istersin ki,
dönüp geri gidesin.
Lâkin gitmiyeceğim, bunu
böyle bilesin.
Muhakkak hikmet vardır,
büyüklerin işinde.
Belki çok hayır vardır,
bunun netîcesinde.
Bu eşikten, bir adım
gitmeye yok niyetim.
Zîrâ benim, burdadır
ebedî seâdetim."
Başımı, o eşiğe koyup
yattım öylece.
Fecir sökene kadar,
bekledim bütün gece.
Üstüme, lâpa lâpa "Kar"
yağdı, çok üşüdüm.
O karların altında, tam
kayboldu vücûdüm.
O sabah, “Emîr Külâl”,
kapısını açarak,
Abdest için, dışarı
çıkacaktı ki, ancak,
Gördü eşik dibinde,
birikmiş kar yığını.
Tam başımın üstüne bastı
bir ayağını.
Bir canlı olduğunu
anlayıp, çekti o an.
Buyurdu ki:
(Kimdir, kar içinde
kaybolan?)
Sonra beni kaldırıp,
içeri aldı yine.
Ve çok duâ eyledi, benim
için Rabbine.
Dikenleri, eliyle
çıkarıp ayağımdan,
Merhamet nazarıyla, “Bir
nazar” etti o an.
İşte, ne oldu ise, o
anda oldu bana.
Kavuştum o nazarla, çok
mânevî ihsâna. |