|
37 - BEHÂÜDDÎN-İ BUHÂRÎ (Kuddise
Sirruh)
KOKUSUNU DUYUYORUM
Evliyâ-i kirâmın en
büyüklerindendir.
İnsanların kalbine, nûr
salıp etti tenvîr.
“Seyyid Emîr Külâl”in
talebesidir bu zât.
Kararmış olan kalpler,
onunla buldu hayât.
“Seyyid” olup,
Resûlün kerîm
evlâdındandır.
Dînin yayılmasında,
pekçok hizmeti vardır.
Binüçyüzonsekizde,
teşrîf etti dünyâya.
“Yetmişüç”
yaşındayken, göçtü dâr-ı
bekâya.
Buhârâ’da
bir belde var ki, “Kasr-ı
ârifân”,
Kabri bu yerde olup, nûr
saçılır oradan.
Bu büyük zât, dünyâya
gelmişti bu beldede.
Hem vefâtları dahî, oldu
yine bu yerde.
O, dünyâya gelmeden,
duyulmadan hiç adı,
Onun geleceğini,
müjdeledi üstâdı.
“Hâce Muhammed Bâbâ
Semmâsî”ydi ki o zât,
Ondan saçılıyordu
dünyâya her füyûzât.
Ne zaman geçse idi, o
Kasr-ı ârifân’dan,
Derdi:
(Bana, bir koku geliyor
ki buradan,
Zuhûr eder bu yerde, çok
büyük bir evliyâ.
Kararmış gönülleri,
nûruyla eder ihyâ.)
Gelince başka bir gün,
bu bereketli yere,
Buyurdu ki: (O
koku, fazlalaşmış bu
kere.
Öyle zannederim ki, o,
dünyâya gelmiştir.
Büyüyüp yetişince,
islâma kuvvet verir.)
Böyle söylediğinde
hakîkaten o velî,
Henüz "Üç gün"
olmuştu, o dünyâya
geleli.
Babası, kucağına alarak
bu oğlunu,
Bu büyük "Evliyâ"ya
götürdü o gün onu.
O zât, onu görünce,
sevinip buldu huzûr.
Buyurdu:
(O dediğim evliyâ, işte
budur.
Zâten ben, her ne zaman
geçseydim bu beldeden,
Alırdım kokusunu, bu
büyük zâtın hemen.)
Daha sonra, şefkatle
bağrına bastı onu.
Buyurdu: (Evlâtlığa
kabûl ettik biz bunu.)
Sonra Emîr Külâl’e dedi:
(Bu, benim oğlum.
Bunun yetişmesini, sana
ısmarlıyorum.)
Büyüyüp tâbi oldu, o da
“Emîr Külâl”e.
Ondan feyiz alarak,
erişti tam kemâle.
O, henüz çocuk iken,
evliyâlığa âit,
Alnında, işâretler
görünürdü her vakit
Annesi anlatır ki: (Bu
oğlum Behâeddîn,
“Kerâmet”
sâhibiydi, dört
yaşındayken hemin.
Evimizde bir inek vardı
yavrulıyacak.
Henüz doğurmasına, bir
müddet vardı ancak.
Bir gün bana dedi ki,
ineği göstererek:
“Beyaz başlı bir yavru
doğuracak bu inek.”
Birkaç ay geçmişti ki, o
günden îtibâren,
Beyaz başlı buzağı
doğurdu inek aynen.) |