|
34 - AHMED NÂMIKÎ CÂMÎ (Kuddise
Sirruh)
BEN KİM
OLUYORUM Kİ
"Ahmed-i
Nâmıkî"yi, Herat’ta bir gün yine,
Abdullah-i
Ensârî, dâvet etti evine.
Tam
çıkıyorlardı ki, durdu bu mübârek zât.
Buyurdu: (Beklememiz
gerekiyor bir saat.
Zîrâ dertli
bir yolcu, geliyor bize şu an.
Gelir de
bulamazsa, üzülür o müslümân.)
Hakîkaten
aradan geçince tam bir saat,
Hanım ve
çocuğuyla, geldi bir müslümân zât.
Dedi: (Biz,
filân yerden, buraya geliyoruz.
Size, bir
derdimizi arz etmek istiyoruz.
Şöyle ki,
verdi Allah bize hayli vâridât,
İhsân etti
ayrıca, bir tek de "erkek evlât".
Yoktur bu
oğlumuzdan başka bir evlâdımız.
Lâkin bu da "Âmâ"dır,
işte budur acımız.
Gösterdik çok
tabîbe, dolaştık diyâr diyâr.
Lâkin buna,
hiçbiri, çâre bulamadılar.
İşte bu
maksat ile geldik huzûrunuza.
Ki, duâ
edesiniz bu âmâ yavrumuza.)
Ahmed Nâmıkî
Câmî, dinleyip o geleni,
Buyurdu: (Çok
isterdim, yapayım dileğini.
Lâkin ölü
diriltmek ve âmâ gözü açmak,
"Îsâ Nebî"ye
âit bir mûcizedir ancak.
Ahmed kim
oluyor ki, ondan, öyle bir duâ,
Almak için,
uzaktan geldiniz tâ buraya?)
Lâkin sonra
üzülüp, daldı bir tefekküre.
Buyurdu:
(O çocuğu, getirin bu fakîre.)
Getirdiler
çocuğu, bir hayli sevinerek.
Çocuğu, tam
önüne oturtup o mübârek,
İki baş
parmağını, sürerek gözlerine,
Buyurdu ki:
(Açılın Allahın izni ile!)
O anda şifâ
verdi, çocuğa cenâb-ı Hak.
Ve görmeye
başladı, herşeyi net olarak.
Babası çok
sevinip, dedi ki: (Ey efendim!
İnanın sanki
şu an, dünyâlar oldu benim.
Merâkım şu ki
fakat, biz duâ isteyince,
Niçin duâ
etmekten çekindiniz ilk önce?
“Ahmed kim
oluyor ki duâ etsin” dediniz.
Hikmeti ne
idi ki, sonra duâ ettiniz?)
Buyurdu ki:
(Doğrudur, öyle demiştim size.
Lâkin o an
Rabbimiz, ilhâm etti ki bize:
“Ey Ahmed,
ölüleri Îsâ mı diriltmişti?
Körleri,
dilsizleri, o mu iyi etmişti?
Biz ihsân
eylemiştik şifâyı onlara hep.
Buna da şifâ
için, seni biz kıldık sebep.
Onun için ey
Ahmed, sen duâ et bir defâ.
Elbette biz
veririz, buna dahî bir şifâ”.
Böyle ilhâm
edince bu fakîre Rabbimiz,
Biz de duâ
eyledik, yoksa değil haddimiz.
|