|
34 - AHMED NÂMIKÎ CÂMÎ (Kuddise
Sirruh)
SÖZÜ ÇOK
TESİRLİYDİ
"Ahmed
Nâmıkî Câmî", nice yıllar, dağlarda,
Kalarak,
riyâzetler çekti hep oralarda.
Mânevî bir
emirle, sonra bu mübârek zât,
Şehre inip,
eyledi halka vâ’z-ü nasîhat.
Öyle tesir ve
fayda vardı ki sözlerinde,
Altıyüzbin
günâhkâr, tövbe etti elinde.
Bu Hırka Senin Değil
Ebû Sa’îd
Ebül Hayr, büyük bir velîydi ki,
Bir “Hırka”sı
var idi, ibâdette giydiği.
"Hazreti
Ebû Bekr"e âit olan bu hırka,
Elden ele
dolaşıp, gelmiş idi bu zâta.
Bir gün ona
geldi ki, bir mânevî işâret:
“Bu hırkayı,
Ahmed-i Nâmıkî’ye teslîm et”.
Lâkin Ebû
Sa’îdin, "Ebû Tâhir" isminde,
Bir de oğlu
var idi, talebesi içinde.
O, şöyle
umardı ki: “Değilsem de pek lâyık,
Bu hırkayı,
ilerde ben giyerim hep artık”.
Babası, keşf
yoluyla onun düşüncesini,
Anlayıp,
huzûruna çağırdı kendisini.
Buyurdu ki:
(Ey oğlum, bu, senden daha ehil,
Bir mübârek
kimsenin olacak, senin değil.
Ben vefât
eyleyip de, geçince çok seneler,
Bir gün, bu
medreseden içeri bir "Genç" girer.
Sen, başlamış
olursun, kürsîde nasîhata.
Hemen kalkıp,
elinle, giydir bunu o zâta.)
Vefât edip,
aradan yıllar geçti bir nice.
Evlâdı "Ebû
Tâhir" rüyâ gördü bir gece.
Babası ve
yanında bâzı dostları vardı.
Heyecânla bir
yere doğru gidiyorlardı.
Buna dönüp
dedi ki babası: (Ey oğlum, bak.
Şimdi, "Kutb-u
evliyâ" geliyor, uyuma kalk!)
O dahî hemen
kalkıp, gidince o tarafa,
Gördü ki, "Genç"
bir kişi, nûr saçıyor etrâfa.
Uyanıp,
medreseye gitti o sabahleyin.
Ve va'az
kürsüsüne oturdu sohbet için.
Yeni
başlamıştı ki nasîhata, birazdan,
Bir "Genç"
girdi içeri medrese kapısından.
Baktı bu,
rüyâsında gördüğü o genç idi.
Babası,
yıllar önce bunu târif etmişti.
Düşündü ki:
“Geldi bu, hırkayı istemeye.
Lâkin râzı
olmuyor nefsim onu vermeye.”
Böyle
düşündüğünü anlayıp o gelen zât,
Dedi ki:
(Emânete, riâyet lâzım fakat.)
Ebû Tâhir,
hayretle duyunca ondan bunu,
Bildi, ehli
kerâmet bir "Velî" olduğunu.
O mübârek
hırkayı, kalkıp aldı eline.
Hürmet ile
giydirdi, o gencin üzerine.
|