|
31 - SEYYİD EMÎR KÜLÂL
(Rahmetullahi Aleyh)
BİZ DE TALEBESİYİZ
Bir gün "Emîr
Külâl"le, yanında talebeler,
Sohbet
ediyorlardı oturmuşlar berâber.
Bir ara,
güzel yüzlü bir genç girdi içeri.
Selâm verip,
edeble oturdu diz üzeri.
Sohbetin
arasında, o gence, Emîr Külâl,
Dönüp suâl
etti ki: (Oldu mu o iş ikmâl?)
Dedi ki:
(Bitirmeye, gece gün ettik devam.
Sizin
himmetinizle, çok şükür oldu tamam.)
Sonra izin
isteyip "Seyyid Emîr Külâl"den,
Kalktı ve
konuşmadan, çıkıp gitti o yerden.
Ve lâkin
talebeler, hayret etti bu hâle.
Sormaya
çekindiler bunu Emîr Külâl’e.
Bir tânesi,
koşarak peşinden o gidenin,
Sordu ki:
(Ey arkadaş, sen kimsin, niye geldin?)
Dedi: (Emîr
Külâl’in talebesiyim ben de.
İkâmet
etmekteyim şu anda Rum elinde.
Şehrimizde,
bir câmi inşâ ediliyordu.
Ve bu işle,
üstâdım hep ilgileniyordu.
Bize
emretmişti ki, biterse inşâ eğer,
“Câmimiz
bitti” diye, bana da verin haber.
Ben de,
üstâdımızın bu emri üzerine,
Geldim, haber
vereyim bunu kendilerine.)
Talebe anladı
ki, hocası "pek yüksek"miş.
Dünyânın her
yerini meğer irşâd edermiş.
Bir gün de,
talebeden var idi ki birisi,
Bir gece,
sardı onu hocasının sevgisi.
Düşündü ki:
“Gideyim üstâdımın yanına.
Ve suâl
edeyim ki, emriniz var mı bana?”
Gelip gece
yarısı, odasına girince,
Gördüğü
manzaraya, hayret etti bir nice.
Şöyle ki,
kalabalık var idi bir cemâat.
Belliydi ki,
hepsi de âlim ve velî bir zât.
Sessiz
otururlardı, başları önlerinde.
Rûhânî hava
vardı, odaya girdiğinde.
Hem öyle
kalabalık idi ki bu gelenler,
Talebe,
oturmaya güçlükle buldu bir yer.
O da başını
eğip, bekledi biraz, fakat,
Az sonra fark
etti ki, yok olmuş o cemâat.
Odada,
kendisiyle, var idi Emîr Külâl.
Dedi ki:
(Ey efendim, nedir bu gördüğüm hal?)
Buyurdu ki:
(O zâtlar, "Ricâl-ül gayb"den idi.
Geçmiş
evliyâların rûhâniyetleriydi.
Öyle
büyüklerdir ki evlâdım o "Velîler",
Öldükten
sonra bile, dîne hizmet ederler.
Az önce, o
mübârek zâtlarla berâberdik.
“Dîne
hizmet” babında, müşâvere ederdik.
Onların
sohbetinde, sen dahî hazır oldun.
Bu, çok büyük
nîmettir, sana müjdeler olsun.)
|