|
25 - MAZHAR-I CÂN-I
CÂNÂN
(Rahmetullahi Aleyh)
GÂİBDEN GELEN SOFRA
"Mazhar-ı Cân-ı Cânân",
evliyâdan bir kişi.
Sünnet-i seniyyeye
muvâfıktı her işi.
Bir gün, talebesiyle
yolculuğa çıktılar.
Bir miktar yol gidince,
yorulup acıktılar.
Çok da yolları vardı,
henüz daha gidecek.
Ve lâkin yanlarında,
yoktu hiçbir yiyecek.
Tanıdık ev de yoktu
misâfir kalmak için.
Açlıktan, tâkatları
kalmadı hiç birinin.
Talebeler, bir şeyi
merak ederdi ki hep,
“Hocamız bu hususta, ne
düşünürler acep?”
"Mazhar-ı Cân-ı Cânân"
vâkıf olup bu hâle,
İçinden duâ etti Allahü
zülcelâle.
Henüz geçirmişti ki, bu
duâyı o kalpten,
Önlerine, “Bir sofra”
geliverdi gâibden.
Üstünde, çeşit çeşit var
idi nefis taam.
Âfiyetle yiyerek,
ettiler yola devam.
Bir miktar yol gidince,
acıktı onlar yine.
Tekrar “Bir sofra”
geldi, gâibden önlerine.
Gidecekleri yere, gidip
gelene kadar,
O sofra, önlerine gelip
gitti bu karar.
Bir gün de, dostlarından
dedi ki biri ona:
(Duâ et, Hak teâlâ bir
oğul versin bana.)
Çok severdi bu zâtı,
Mazhar-ı Cân-ı Cânân.
O, buna güvenerek,
yapıştı kaftanından.
Dedi:
(Müjde vererek, sevindir
şimdi beni.
Yoksa kat’î sûrette,
bırakmam eteğini.)
Gözlerini kapayıp, daldı
murâkabeye,
Verdi sonra müjdeyi, o
sevdiği kimseye.
Buyurdu ki:
(Üzülme, ol müsterîh ve
rahat.
Verecek Hak teâlâ sana
erkek bir evlât.)
Hakîkaten bir sene zaman
geçti aradan.
Ona, bir "Erkek çocuk"
ihsân etti Yaradan.
Çok büyük bir velîydi, "Mazhar-ı
Cân-ı Cânân".
Talebeye müjdeler
verirdi zaman zaman.
Lâkin inkâr edenler
vardı ki kendisini,
Yine yalanladılar
sözlerinin hepsini.
Onların inkârını
anlayınca, bu sefer,
Buyurdu:
(İnanmıyan bir kimse
varsa eğer,
Önceki velîlerden,
seçelim de bir hakem,
Bizim sözlerimizi,
doğrulasın o mâdem.)
Dediler ki: (En büyük
hakem Resûlullahtır.
O tasdîk eder ise, o
müjdeler de haktır.)
Mazhar-ı Cân-ı Cânân
buyurdu: “Peki âlâ”.
Fâtiha-i şerîfe okuyarak
evvelâ,
Rûhuna gönderince
Peygamber-i zîşânın,
Hepsi, Resûlullahı
görüverdi ansızın.
(Mazhar’ın müjdeleri
doğrudur)
buyurdular.
İşitip, herbirisi ona
tâbi oldular.
|