|
25 - MAZHAR-I CÂN-I
CÂNÂN
(Rahmetullahi Aleyh)
DÎNİN GÜNEŞİ İDİ
Üstâdı "Seyyid Nûr"dan,
feyz alarak dört sene,
Yükseldi tasavvufun en
yüksek zirvesine.
Onun teveccühü ve
himmetiyle nihâyet,
Talebe okutmaya, aldı
mutlak icâzet.
Daha sonra, rüyâda
denildi ki:
(Ey Mazhar!
Senin ile yapacak, bizim
çok işimiz var.
Nûra ve hidâyete
ermeleri herkesin,
Senin vâsıtan ile
olacaktır bilesin.)
Ve bir gün, ona karşı
buyurdu ki: (Ey Mazhar!
Allah ve Resûlüne sende
çok muhabbet var.
Senin teveccühünle,
yayılacak dînimiz.
Sana, “Dînin güneşi”
demektir dileğimiz.)
Yine bir gün, üstâdı,
tevâzû göstererek,
Eğilip, pabucunu önüne
çevirerek,
Sevgi ve muhabbetle
buyurdu ki:
(Ey Mazhar!
Biz, senin gibilerle
ediyoruz iftihâr.)
Bir gün de buyurdu ki
onun için kalkarak:
(Senin gibi zâtları,
çoğaltsın cenâb-ı Hak.)
İmâm-ı Rabbânî'yi,
Mazharı Cân-ı Cânân,
Çok sever, uyanıkken
görürdü çoğu zaman.
Serhende gittiğini gördü
bir gün birinin.
“Ziyâret” olduğunu
öğrendi gâyesinin.
Buyurdu ki:
(Varınca İmâm-ı
Rabbânîye,
Arz et, “Size Mazhar’ın
selâmları var" diye.)
O da, Serhend şehrine
vâsıl oldu nihâyet.
Ve mübârek kabrini,
eyleyince ziyâret,
Arz etti ki: "Efendim,
sizi seven bir kimse,
Adı, Mirza Mazhar'dır,
selâm ediyor size."
O kişi, bu selâmı
eyleyince böyle arz,
İmâm-ı Rabbânînin açıldı
kabri biraz.
Ve başını çıkarıp,
buyurdular ki hemen:
(O, hangi âşığımız bize
selâm gönderen?)
Sevgiyle selâmını alarak
tekrar yine,
Onun gözü önünde,
giriverdi kabrine.
“Tevekkül”
sâhibiydi Mazhar-ı Cân-ı
Cânân.
Dünyâ düşkünlerinden
kaçardı çoğu zaman.
Onlardan bir “Hediye”
gelseydi ona şâyet,
Kabûl edip aldığı, nâdir
olurdu gâyet.
O devrin pâdişâhı, ona
haber gönderip,
Dedi ki: (Allah bana,
“geniş mülk” etti nasîb.
Mübârek hâtırından
geçirirse her ne ki,
Hepsini göndeririz,
istesinler yeter ki.)
Cevâbında buyurdu:
(Nedir ki “Mülk”
dediğin?
Bir zerre değeri yok,
indinde Rabbimizin.
Dünyânın tamâmının
yoktur ki bir kıymeti,
Onun bir parçasının
olsun ehemmiyeti.
Sâdece şöyledir ki,
bizim yolun esâsı,
Çalışıp kazanmaktır “Yakîn”
ile “İhlâs”ı.) |