|
22 - BEDÎÜDDÎN-İ
SERÂHENPÛRÎ (Rahmetullahi
Aleyh)
BİR KIZA ÂŞIKTI
Hindistân’da yaşıyan
büyük bir evliyâdır.
Hâl ehli kimse olup,
kerâmetleri vardır.
İlmiyle amel eder, çok
ibâdet yapardı.
Bir günâh işlemekten
korkar, ödü kopardı.
"İmâm-ı Rabbânî"ye
gelirdi önce, fakat,
Dînin emirlerine etmezdi
mütâbaat.
Meselâ namâz kılmaz,
işlerdi haram dahî.
Ve lâkin çok severdi "İmâm-ı
Rabbânî"yi.
Mahalleden "bir kız"a
âşık idi ayrıca.
Ona da gidiyordu, kız
onu çağırınca.
İmâm-ı Rabbânî'ye
gidince bir gün bu zât,
O, merhamet ederek etti
buna nasîhat.
Buyurdu ki:
(Ne için sen namâz
kılmıyorsun?
Ve yine günâhlardan,
niçin sakınmıyorsun?)
Dedi ki: (Böyle sözler,
çok dinledim ben, fakat,
Aslâ tesir etmiyor bana
öğüt, nasîhat.
Husûsî bir teveccüh
buyurursanız eğer,
Belki ancak o zaman
nasîb olur o şeyler.)
O zaman o büyük zât,
buyurdu:
(Öyle ise,
Sen yarın, bu niyet ve
emniyetle gel bize.)
Tam gelecek idi ki
yanına o büyüğün,
Sevdiği kız, onlara,
misâfir geldi o gün.
Gidemedi "İmâm"a,
o kızdan ayrılarak.
Üç günden sona artık,
gitti pek utanarak.
O buyurdu: (Ne
için gelmedin Bedîüddîn?
Hani sen, üç gün önce,
bana ne söylediydin?
Ama mâdem ki geldin, bir
abdest al mükemmel.
İki rekât namâz kıl,
sonra hemen bana gel.)
Buyurdukları gibi
yaparak bu sûretle,
"İmâm"ın huzûruna
vardı hâlis niyetle.
Husûsî odasına aldılar
bu kişiyi.
Bir teveccüh ettiler, o
anda bitti işi.
Bu mânevî tesirle,
bayılıp düştü o an.
Kaldırıp, hânesine
götürdüler oradan.
Evinde, bu şekilde, tam
bir gün ve bir gece,
Kendinden geçmiş halde,
kalıverdi öylece.
Kendine geldiğinde, bir
yokladı kalbini.
Bulamadı o kızın sevgi,
muhabbetini.
Kendisi anlatır ki:
Zikrediyorken bir gün,
Gördüm birden kendimi,
sohbetinde "Resûl"ün.
Biri, Resûlullaha eyledi
ki şöyle arz:
“Siz
de kılar mısınız kuşluk
diye bir namâz?”
Ben izin istiyerek,
dedim: “Yâ Resûlallah!
Şeyh Ahmed kılmaktadır
bu namâzı her sabah.
Benim hocam olur ki, o
İmâm-ı Rabbânî,
Sizin yaptığınızı,
yapıyor o da yâni.”
Buyurdu:
“Şeyh Ahmed’in, her
ameli doğrudur.
Bizim sünnetimize tam
uyan, yalnız odur.” |