|
16 - AHMET BİN HADRAVEYH
(Rahmetullahi Aleyh)
HIRSIZIN HİDÂYETİ
“Ahmet ibni Hadraveyh”,
büyük bir evliyâdır.
Hal ehli bir zât olup,
kerâmetleri vardır.
İbrâhim bin Edhem’le
görüşüp etti sohbet.
Belh şehrinde yaşayıp,
eyledi çok riyâzet.
Derdi:
“Olamıyorsa biri eğer
muvaffak,
Basîretsizliğidir buna
sebep muhakkak.
Hak ortada, yol açık,
rehber var yol gösteren.
Hâlâ yolu şaşırmak,
hâsıl olur körlükten.”
Belh emîrinin kızı,
zevcesiydi bu zâtın.
O dahî tasavvufta
yetişmişti bihakkın.
Adı "Fâtıma"
olup, bekâr iken bu
dahî,
Onun büyüklüğünü işitti
bizâtihi.
Bir haber göndererek bu
zâta biri ile,
Dedi ki:
“İste beni babamdan
zevceliğe.”
Kabûl eylemeyince onun
bu teklîfini,
Gönderdi kendisine,
tekrar başka birini.
Dedi ki:
“Ben seninle, Allah
rızâsı için,
Evlenmek istiyorum,
doğrusu budur işin.
Seni ben, Hak yolunu
gösteren rehber, delîl,
Olarak biliyordum, yol
kesici er değil.”
Ahmet bir Hadraveyh’e
gelince böyle haber,
O kızı, babasından talep
etti bu sefer.
Babası, memnun olup onun
istemesine,
Tezvîc etti kızını,
Hakkın bu "Velî"sine.
Bu mübârek hanımla
evlenip, daha sonra,
Onu dahî alarak,
yerleşti Nişâbur’a.
Bir gün hânelerine,
devrin evliyâsından,
“Yahyâ ibni Muâz-ı
Râzî” geldi bir
zaman.
Öyle çok sevindi ki
zevcesi o gelince,
O zâta ikrâm için,
hayvan kesti bir nice.
Evini, şamdanlarla
donattı iyice hep.
Sonra arzu etti ki,
kesilsin bir de "merkep".
Lâkin beyi, bu işi
anlamadığı için,
Dedi ki: “Ey Fâtıma,
hikmeti ne bu işin?”
Dedi:
“Kerem sâhibi, Allah
dostu bir hazret,
Bir kerem sâhibini
eylemiştir ziyâret.
Biz, nasıl istifâde
ediyorsak bundan tam,
İstedim, köpekler de
etsinler bu gün bayram.”
Bu zâtın hânesine,
hırsız girdi bir sene.
Ve lâkin bulamadı
götürecek bir nesne.
Geri dönüyordu ki,
üzüntülü ve me’yûs,
Bu velî onu görüp, oldu
gâyet huzûrsuz.
Dedi ki:
“Abdest alıp, biraz
namâz kılsana.
Sabah, bir şey gelir de,
veririm onu sana”
Hırsız, “Peki” dedi ve
abdest aldı nihâyet.
Gece, sabaha kadar
eylediler ibâdet.
O sabah, zengin bir zât
gelerek o velîye,
“İkiyüz elli altın”
etti ona hediye.
O da, o altınları
hırsıza verdi derhal.
Bu ihsân karşısında,
tövbe etti o filhal.
O günden îtibâren, girdi
tam hizmetine.
Kavuştu vilâyetin yüksek
derecesine.
Bir şeyler çalmak için
girmişti eve, lâkin,
Kalbini çaldırarak,
kazandı "îmân, yakîn". |