|
14 - ABDULLAH-I ENSÂRÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
EN BÜYÜK NÎMET
Hanbelî
mezhebinde büyük hadîs
âlimi.
İlim tahsîl etmekle
meşgûl oldu dâimî.
Nesebi, "Ebâ Eyyüb
Ensârî"ye ulaşır.
Bunun için, "Ensârî"
ismiyle oldu meşhur.
Binaltı
senesinde, "Herât"ta
doğan bu zât,
Seksenbeş
yaşlarında, orada etti
vefât.
Dört yaşında başladı o
ilim tahsîline.
Ve din ilimlerinin,
vâkıf oldu hepsine.
“Üçyüzbin”den
ziyâde hadîs
ezberlemişti.
Bütün vakitlerini,
ilimle geçirmişti.
Zaman bulamıyordu yemek
yemeye bile.
Annesi, lokma lokma
yedirirdi eliyle.
Hadîs toplamak için,
dolaştı diyâr diyâr.
Nice sıkıntılara,
katlandı leyl-ü nehâr.
Bir gün, ders
notlarıyla, gidiyorken
bir yere,
Şiddetli bir yağmura
tutuldu birden bire.
Islanmaması için aldığı
ders notları,
Rükû vaziyetinde gitti
uzun yolları.
Kendisi anlatır ki:
(Kışın, cübbem yok idi.
Hele bizim diyârda, hava
çok soğuk idi.
Evimde, tek bir "hasır"
var idi, bir de "kerpiç".
Bir de "keçem"
vardı ki, kâfî
gelmiyordu hiç.
Başıma doğru çeksem,
ayağım açılırdı.
Ayaklarıma çeksem, başım
açık kalırdı.)
Buyurdu: (Bir mürşidin
sohbetine kavuşmak,
Nîmetlerin içinde, en
büyük budur ancak.
Onların bir şefkatli
teveccüh ve nazarı,
Siler atar kalpteki
karartı ve pasları.
Böyle kâmil bir mürşid
ele geçerse eğer,
Bu nîmetin kadrini, çok
bilmek îcâb eder.
Her zaman bulunsa da
Kâbe, Minâ, Arafât,
Ele geçmez her vakit
böyle bir "mübârek
zât".
Bu yolda ilerleten en
kuvvetli vâsıta,
“Sevgi” ve “İtâat”tir
böyle kâmil bir zâta.
Kalbi incitilirse eğer
ki o mürşidin,
Bundan büyük felâket
olmaz o kimse için.)
Yine o buyuruyor: (Olur
ki öyle zaman,
Kulu, ibâdet ile meşgûl
eder Yaradan.
Lâkin “Ucb” ve “Kibr”e
iter şeytân o zâtı.
Felâkete sürükler onu o
ibâdâtı.
Yine öyle olur ki, Hak
teâlâ, kuluna,
Günâh işletir, ancak,
pişmân olur o buna.
Öyle çok üzülür ki,
kavrulur, yanar içi.
O günâh sebebiyle, çok
yükselir o kişi.)
Bir gün de buyurdu ki:
(Günâhı küçük görmek,
O günâhı yapmaktan,
zararlıdır daha pek.
"Cürm"ün
küçüklüğüne bakma sakın
ey insan!
Düşün ki, kime karşı
yaptın sen günâh, isyân?
Allahü teâlâdan eyle çok
hayâ, edeb.
Korkulu, boynu bükük
hayât sür dünyâda hep.) |