|
12 - HÂTİM-İ ES'AM
(Rahmetullahi Aleyh)
BENDEN NELER ÖĞRENDİN?
O “Hâtim-i Es'am”
ki, devrinin bir tânesi.
Velîlerden “Şakîk-i
Belhî”nin talebesi.
Çocuk yaşta başladı
hocasının dersine.
Vâkıf oldu bilcümle
ilimlerin hepsine.
Bir gün “Şakîk-i Belhî”,
çağırıp kendisini,
Sordu ki:
(Kaç senedir dinliyorsun
dersimi?)
(Otuz yıldır) deyince,
sordu ki:
(Peki, benden,
Bunca yıl ne öğrendin,
ne oldu istifâden?)
Dedi ki: (Ey üstâdım,
otuz küsur senedir,
Sizlerden öğrendiğim
yalnız "Sekiz nesne"
dir.)
O böyle söyleyince,
üstâdı üzüldü pek.
Dedi:
(Öğrenmemişsin fazla şey
benden demek.
Bunca yıl gayret ettim
senin yetişmen için.
Seninse istifâden az
olmuş, acep niçin?)
Dedi ki: (Ey üstâdım,
böyledir hakîkaten.
Lâkin fazlasını da
istemezdim ben zâten.
Zîrâ biliyorum ki, dünyâ
ve âhirette,
Felâha ermek için,
bunlar kâfî elbette.)
Hocası buyurdu ki:
(Nedir bunlar evlâdım?
Söyle de, benim dahî
olsun bir mâlûmâtım.)
Dedi ki: (Birincisi,
baktım, herkes şimdiden,
Bir şeyi "Gâye"
seçmiş, koşar onun
peşinden.
Kimi “Mal”, kimi
“Para”, kimi “Şöhret”
peşinde.
Kimi de “Mevkî makam,
rütbe” endîşesinde.
Yegâne gâye olmuş,
bunlar o insanlara.
Hırs ile uğraşırlar,
varmak için bunlara.
Ve lâkin dikkat ettim, o
sevdikleri şeyler,
Onlara, "kabre kadar"
arkadaşlık ederler.
Hiçbiri, onlar ile
girmiyorlar kabire.
Halbuki onlar için
uğraşmıştı habire.
Düşündüm ki, öyle "Dost"
bulayım ki kendime,
Öldüğümde, benimle, o da
girsin kabrime.
Sâdece bu dünyâda
olmasın bana yârân.
Öldükten sonra dahî,
ayrılmasın yanımdan.
Mezara girdiğimde,
bırakmasın beni tek.
Bulunsun hep yanımda,
kıyâmet gününe dek".
Böyle "Sâdık arkadaş" ve
böyle "Vefâlı yâr",
Ne olabilir? diye,
düşünüp verdim karar.
"Rabbime ibâdet"ten
daha vefâlı, sâdık,
Arkadaş bulamadım,
sarıldım ona artık.
Bildim ki, ibâdetler
yapılınca “İhlâs”la,
Sâhibini, hiç yalnız
bırakmaz yolda aslâ.
O, ölüp de kabire
girdiği zaman bile,
Ayrılmayıp, arkadaş
olurlar onun ile.
Tamâmen yüz çevirip o
"yalancı dostlar"dan,
“Rabbime ibâdet”e
sarıldım hiç durmadan.
Haram ve günâhlardan,
kaçındım ince ince.
İyilik, ihsân yaptım
elimden geldiğince.)
Şakîk dedi: (Çok
doğru söylüyorsun ey
Hâtim!
İkinci fâideni söyle de
dinliyeyim.) |