|
10 - MUHAMMED
SIBGATULLAH
(Rahmetullahi Aleyh)
YETİŞİR BU KADAR NÂZ
Bu büyük zât, “Mâsum-u
Fârûkî”nin oğludur.
“İmâm-ı Rabbânî”nin
sevgili torunudur.
Bu çocuk doğduğunda,
babası, dedesiyle,
“Ecmir”de
bulunurdu, ilim
vesîlesiyle.
Serhend'e dönerlerken
duydular bu haberi.
Çok sevinip, o anda
sürûr doldu kalpleri.
Dedesi oluyordu, “İmâm-ı
Rabbânî” de.
Önce çocuğu sordu,
Serhend'e geldiğinde.
Yüzünü görür görmez,
dedi:
(Elhamdülillah.
Esselâmü aleyküm, yâ
molla Sıbgatullah!)
Dedesinin mübârek
lisânıyla, o gece,
"Sıbgatullah"
adını almış oldu
böylece.
Sevgili torununa eğilip
sonra hemen,
Müjdeler fısıldadı,
kulağına gönülden.
Henüz alışmamışken dili
süt emmesine,
Alıştı dedesinin, o
mübârek sesine.
“Muhammed Sıbgatullah”,
henüz beş aylık iken,
Ağır bir hastalığa,
yakalanmıştı birden.
Ona çâre bulmaktan âciz
kaldı tabîbler.
Ve hattâ, “Bugün
yarın vefât eder”
dediler.
Hastalığın şiddeti,
arttı her gün begâyet.
Nabzı da, hissedilmez
olmuştu en nihâyet.
Anasıyla babası, “Ölecek”
zannettiler.
Hattâ cenâze için,
hazırlığa girdiler.
Lâkin o gün, “İmâm-ı
Rabbânî” hazretleri,
O eve teşrîf edip,
giriverdi içeri.
Eliyle torununun yüzüne
dokunarak,
Buyurdu ki:
(Ey oğlum, üzme bizi,
haydi kalk!
Yetişir bu kadar nâz
annen ile babana.
Yeter bunca üzüntü, aç
gözünü, bak bana.
Sen kalk ki, annen baban
birazcık sevinsinler.
Şöyle huzûr içinde,
biraz yemek yesinler.)
Ölüm derecesinde olduğu
halde bile,
Açtı hemen gözünü, onun
bu sözleriyle.
Hareketler eyledi, hem
dahî ağlıyarak,
Ve şifâya kavuştu, bir
anda tam olarak.
Babasına dönerek,
buyurdu ki o zaman:
(Yaşamak ümîdini,
kesmişti herkes bundan.
Ben, kalben görürüm ki,
Allah'ın izni ile,
Saçları, sakalları
ağarmış tamâmiyle.
İlim ve tasavvufta,
yetişip kemâl bulmuş.
Ve binlerce talebe,
huzûrunda oturmuş.
Nûrundan istifâde ediyor
çok insanlar.
Allah'ın izni ile,
olacak hepsi bunlar.)
“İmâm-ı Rabbânî”nin
sözleri, hakîkaten,
Seneler sonrasında,
vukûa geldi aynen.
İnsanlar bilmese de
ileriki işleri,
Hak teâlâ, onlara
bildirir çok şeyleri.
Çünkü onlar, Allah'ın
çok sevdiği kullardır.
Onların, böyle üstün
kerâmetleri vardır.) |