|
05 - ZENGÎ ATÂ
(Rahmetullahi Aleyh)
BİR NAZAR
Vaktiyle dört arkadaş,
gelerek bir araya,
Tahsîl-i ilim için,
geldiler "Buhârâ"ya.
Zâhirî ilimleri öğrenip
bir hocadan,
İçlerine bir "ateş"
düşüverdi sonradan.
Dediler ki: (Öğrendik
zâhirî ilimleri.
Lâkin “İhlâs”
olmazsa, gidemeyiz
ileri.
Yâni "Bâtın ilmi"ni
öğrenmezsek biz eğer,
Bu tahsîl ettiğimiz
ilimler boşa gider.)
Böylece, bir "mürşid-i
kâmil" bulmak üzere,
Medreseden ayrılıp,
koyuldular sefere.
“Seyyid Atâ” idi
ki, birisi bu
gençlerden,
Peygamber-i zîşânın
evlâdıydı neseben
Semerkant yakınından
geçiyorken bu gençler,
Bir “İhtiyâr kimse”yi
görerek eğleştiler.
Ona seslendiler ki: (Mürşid
arıyoruz biz!
Onunla, tasavvufta
yetişmektir gâyemiz.)
Meğerse o ihtiyâr, “Zengî
Atâ” nâmında,
Bir kâmil kişi imiş,
Semerkant diyârında.
"Zengî Atâ", cevâben
dedi ki o gençlere:
(Aradığınız benim,
gitmeyin başka yere.)
Onlardan üç tânesi, o
zâta inandılar.
Ve lâkin "Seyyid Atâ"
hiç etmedi îtibâr.
Düşündü: “Ben
seyyidim, ilmim var, bu
bir gerçek.
Bu siyâhî kişi mi beni
irşâd edecek?”
Kalben geçirdiyse de, bu
bozuk fikirleri,
Yine de yapıyordu günlük
vazîfeleri.
Lâkin çok yaptıysa da
riyâzet, mücâhede,
Hâlinde, ilerleme hiç
olmadı yine de.
En son “Anber Ana”ya,
gelip arz eyledi ki:
(Anacağım, üstâda şunu
haber verin ki,
Ben çok üzülüyorum,
n’olacak böyle hâlim?
Yıllarca buradayım,
açılmadı hiç kalbim.)
O dedi ki: (Bu gece, bir
keçenin içine,
Sarılıp, tevâzûyla yat
kapı eşiğine.
Seni böyle görürse,
şefkat ile bir bakar.
Onun bir tek nazarı,
sana yeter ve artar.)
"Seyyid Atâ", o gece
girdi keçe içine.
Uzandı o üstâdın kapısı
eşiğine.
O gece, "Zengî Atâ"
namâza kalktığında,
Gördü ki, biri yatar
eşiğinin altında.
Tam basacak idi ki
üzerine göğsünün,
O, tutup ayağını öpünce
o büyüğün,
Buyurdu ki: (Kimdir
o, yatmış eşik önüne?)
Dedi: (Seyyid Atâ’yım,
muhtâcım himmetine.)
Buyurdu ki:
(Kalk yerden, düzeldi
şimdi hâlin.
Üzülme, bundan sonra
açılır artık kalbin.)
O anda bir teveccüh etti
"Seyyid Atâ"ya.
Çıkardı tasavvufta onu
en üst noktaya. |