|
02 - MÛ'ÎNÜDDÎN-İ ÇEŞTÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
KALBİ NÛR’LA DOLDU
“Mu'înüddîn”,
lakabı, “Hasan”, asıl
adıdır.
Seyyid,
yâni Sevgili Resûl’ün
evlâdıdır.
Hindistân'da yaşıyan, bu
mübârek velî zât,
“Yüz” yaşına
gelince, “Ecmîr”'de
etti vefât.
O henüz çocuk iken,
vefât etti babası.
Bir "bağ" düştü
kendine, pay edince
mîrâsı.
Bir gün, bir “Hak
âşığı”, teşrîf etti
o bağa.
O zâta hürmetinden,
kalktı hemen ayağa.
Ellerini öperek, oturttu
bir gölgeye.
En güzel üzümlerden,
getirdi yesin diye.
Lâkin o, üzümlere hiç
rağbet etmiyerek,
Çıkardı iç cebinden, bir
lokma “Kuru ekmek”.
Koydu onun ağzına,
eliyle o lokmadan.
“Mu'înüddîn”in kalbi, “Nûr”
ile doldu o an.
Çıktı "dünyâ sevgisi",
tamâmiyle kalbinden.
Yerine, "Muhabbeti
ilâhî" girdi hemen.
Dağıttı fakirlere, sonra
cümle malını.
Ezberledi Kur'ân-ı
kerîmin tamâmını.
Bir “Allah adamı”nı,
aradı o arada.
“Osmân-ı Hârûnî”ye,
tâbi oldu sonra da.
Yirmi yıl, bu hocaya
hizmet edip, nihâyet,
Tasavvufta yetişip, aldı
mutlak icâzet.
Bir “Kerpiç” duruyordu,
o anda önlerinde.
Emriyle alır almaz,
“Altın” oldu elinde.
Buyurdu ki:
(Tamamdır, işin yâ
Mu'înüddîn!
Artık hizmet bekliyor,
şu anda senden bu din.)
Artık o, şefkat ile
baksaydı bir insana,
Kavuşurdu o kişi, mânevî
çok ihsâna.
Yedi günde bir lokma,
hem de kuru olarak,
Katıksız ekmek yerdi,
bir suya batırarak.
Hırkası eskiseydi,
bizzât kendi yamardı.
Sonra, yama üstüne,
tekrar yama yapardı.
Seyâhatte bir ara,
uğradı Beytullah'a.
Kâbeyi
tavâf edip, duâ etti
Allah'a.
Oradan, Medîne'ye gelen
bu mübârek zât,
Resûl-i müctebâyı,
gözüyle gördü bizzât.
Şöyle ki, girer girmez o
mescid-i Nebî'ye,
Bir ses çıktı Ravda'dan:
(Mu'înüddîn gel!)
diye.
Bu ses, bizzât Resûl’ün
kabrinden geliyordu.
(Bana, Mu'înüddîn'i
çağırınız!) diyordu.
Türbedâr, cemâatin
arasına girerek,
Çağırdı: (Mu'înüddîn!
Mu'înüddîn!) diyerek.
O böyle çağırınca
mescitte olanlara,
(Buyur! buyur!)
dediler, çok kişi
türbedâra.
Bu hâle çok şaşırıp,
geri geldi türbeye.
Sordu Resûlullah'a:
(Hangisi gelsin?) diye.
Türbedâr, edeb ile
bekliyorken Ravda'da,
(Çeştî olanı gelsin!)
denildi o arada.
Cemâate hitâben, bağırdı
ki bu sefer:
(Mu'înüddîn Çeştî'yi
çağırıyor, o Server!) |