|
35 - AHMET MEKKÎ EFENDİ
(Rahmetullahi Aleyh)
ŞEHÎD OLMUŞTU
"Ahmet
Mekkî Efendi", âlim ve evliyâdan.
Dîn-i islâm
uğrunda çalıştı hiç durmadan.
Bıkmadan
ders okuttu, verdi vâ'z-ü nasîhat.
Hep bu
yolda çalışıp, "şehîden" etti vefât.
Şehîd oldu,
çünkü hiç durmadı, dinlenmedi.
İnsan
yetiştirerek, dîne hizmet eyledi.
Yoktu bir
düşüncesi, "Dîne hizmet"ten başka.
Şehîd
olmasının da, sebebi buydu başta.
Dünyâlık
hiçbir şeyi, etmedi aslâ talep.
"Âhiret"e
dönüktü, kalbi ve rûhuyla hep.
Vefâtına
bir hafta kalmıştı ki, o yine,
Bildirdi bu
husûsu çok sevdiği birine.
Daha da
yaklaşınca vefâtı Mübâreğin,
Dedi: (Hasta
olursam, hiç doktor getirmeyin.)
Ve bir gün
yapıyorken sabah kahvaltısını,
Birden bire
elinden düşürdü bardağını.
Kalkıp,
elbisesini giymek istedi, fakat,
İki üç saat
sonra, eyledi Hakk’a vuslat.
Kan sızdı
uzun müddet, ağzından dışarıya.
Bu, “Şehîd
olduğu”nun işâretiydi zîrâ.
O vefât
ettiğinde, bâzı büyük âlimler,
(Bu gün,
dînin direği yıkılmıştır) dediler.
Vefâtı,
öyle tesir etti ki bu fakîre,
Sanki yetîm
kalmıştım o anda birden bire.
Ömrümde
böyle acı, önce hiç görmemiştim.
“İstanbul
başımıza yıkıldı” zannetmiştim
Bir âlimin
ölümü, ölümüdür âlemin.
Yüceltsin
makâmını onun Rabbil âlemîn.
Rüyâmda,
gidiyordu gâyet nûrlu olarak.
Ben,
peşinden giderdim, yerde yuvarlanarak.
Geri dönüp,
eliyle, tuttu benim elimden.
Ayağa
kaldırarak, kurtardı o hâlimden.
Uyanıp,
tâbirini şöyle yaptım rüyânın:
"Şefâat
edecektir inşallah bana yârın."
Binlerce
kişi geldi duyar duymaz vefâtı.
İstanbul az
görmüştür, böyle çok cemâatı.
Edirnekapı’daydı kabir yeri o zaman.
Ankara’da,
“Bağlum”a nakledildi sonradan.
Kabri
açıldığında, bu nakil sebebiyle,
"Çürümemiş"
olduğu görüldü hayret ile.
Aradan “dört
yıl” gibi uzun zaman geçmişti.
Buna rağmen
cesedi, aslâ çürümemişti.
Zîrâ vefât
etmişti, o bir “Şehîd” olarak.
Şehîdin
bedenini, çürütmez çünkü toprak.
Yâ Rabbî,
bu âlim ve velî zât hürmetine,
Kavuştur
cümlemizi onun şefâatine.
|