|
35 - AHMET MEKKÎ EFENDİ
(Rahmetullahi Aleyh)
ÂLİMİ, ÂLİM ANLAR
Sülâle-i
Resûl’den, "Ahmet Mekkî Efendi",
Tasavvufta
yükselmiş büyük âlimlerdendi.
Zâhirî
ilimlerin vâkıf idi hepsine.
Yılmadan
ders okuttu ilim talebesine.
Çıktı bir
gün câmiden, verir vermez va’zını.
Ben dahî
yanındaydım, taşırdım çantasını.
Âbim "Lütfü
Uyan"ın gidecektik evine.
Arabî ders
verirdi o zaman kendisine.
Yürüdük bir
sokağın köşe başına kadar.
Lâkin "Mekkî
Efendi", orada kıldı karar.
Zîrâ o yol
üstünde, bir "Âlim" otururdu.
Onun evi
önünden geçmek gerekiyordu.
Okunmak
üzereydi akşam vakti tam ezân.
Birden bana
dönerek buyurdu ki o zaman:
(Bu ilim
sâhibinin hânesinin önünden,
Geçmemiz,
uygun olmaz aslâ edeb yönünden.
Bir hâl
hatır sormadan, yürüyüp gidersek biz,
O âlim
zâta karşı, edebsizlik ederiz.)
İlim
sâhiplerine olan bu edebinden,
Geçmedi o
âlimin kapısının önünden.
O âlimin
evinin arkasından dolaştık.
Ve âbim "Lütfü
Bey"in hânesine ulaştık.
Buna şâhit
olunca, içimden derdim ki hep:
(Kimde
vardır acabâ, bu tevâzû, bu edeb?)
Çünkü
kendisi dahî, "ilim ehli" biriydi.
Evlâd-ı
Resûl olup, yaşı da ileriydi.
Yine de o
âlimden edeb, hayâ ederek,
Geçmedi
kapısından, ilme kıymet vererek.
Merhameti,
o kadar çoktu ki fakîrlere,
El açan
kimseleri, çevirmezdi bir kere.
Ayrıca,
kalp kırmaktan ve bir gönül yıkmaktan,
Öyle
kaçınırdı ki, âcizdim anlamaktan.
Meselâ
müftülükte, bir gün öğle üzeri,
Orta yaşlı
bir adam giriverdi içeri.
Dedi: (Kars’tan,
iş için gelmiştim bir ay önce.
Fakat iş
bulamadım, döneceğim hemence.
Ama
bilet alacak param yok şimdi benim.
Eğer siz
verirseniz, şu an biner, giderim.)
İstediği
parayı çıkarıp verdi, ama,
Akşam, yine
vapurda, rastladık o adama.
Bana
buyurdular ki: (Yalan demiş bu bize.
Utanır,
mahcûb olur, şimdi bizi görürse.
Şuradan
gidelim de, o görmesin)
diyerek,
Gittik
başka tarafa, ona görünmiyerek.
|