|
35 - AHMET MEKKÎ EFENDİ
(Rahmetullahi Aleyh)
ÇOK MÜTEVÂZI İDİ
"Ahmet
Mekkî Efendi", ilme âşık bir kişi.
Okuyup
okutmaktı, en sevdiği tek işi.
Emr-i mâruf
yapmakta, mâni tanımazdı pek.
Rûhunun
gıdâsıydı zîrâ ilim öğretmek.
Yaşlı
olduğu hâlde, pek çok gayret ederdi.
Kendi
talebesinin ayağına giderdi.
Bir kimse,
ilim için gelse idi evine,
Hiç geri
çevirmezdi, hasta da olsa yine.
Bir gün
râhatsız olup, ederdi istirâhat.
Bir talebe,
ders için çıka geldi o sâat.
Oğlu dedi:
(Babacım, bu gün yok hiç hâliniz.
Söyliyeyim,
başka gün gelsin bu talebeniz.)
Buyurdu: (Hayır
hayır, alın onu içeri.
Bir ilim
talebesi, çevrilir mi hiç geri.)
Hasta
olduğu hâlde, okuttu onu yine.
Çünki ilim
öğretmek, zevk verirdi kendine.
Bütün
bunlara rağmen, mütevâzı idi pek.
Kendini
sevenlere, olurdu iyi örnek.
"Kadıköy
müftülüğü" uhdesindeydi, ama,
Hiç lâyık
görmüyordu kendini bu makâma.
(Biz,
adam kıtlığında müftîyiz) diyordu hep.
Koltuğa
oturmaya, ederdi hayâ, edeb.
O, makam
koltuğuna oturmayıp, çok kere,
Otururdu
ekserî, kenar iskemlelere.
Ben ise, bu
hususu, hayli merak ederdim.
(Ne için
koltuğuna oturmuyor ki?) derdim.
O ara bir "genç"
geldi müftülük makâmına.
Koltuğu boş
görünce, bakındı etrâfına.
Bir suâl
soracağı belli idi hâlinden.
(Müftü yok
mu?) diyerek, sordu bizzât kendinden.
Buyurdu ki:
(Müftîyi sormakta gâyen nedir?)
Dedi: (Dînî
bir süâl soracaktım, nerdedir?)
Buyurdu ki:
(Bize sor o dînî süâlini.)
Dedi ki:
(Size sormam, beklerim gelmesini.)
Baktı ki
olmıyacak, buyurdu ki o gence:
(Ben,
adam kıtlığında müftîyim, sor hemence.)
Şaşırdım,
hayret ettim duyduğum bu sözlere.
Meğerse
âdetiymiş, böyle dermiş çok kere.
Halbuki
müftîliğe, tam ehildi o gâyet.
Zâten bu “Tevâzû”dur,
büyüklüğe alâmet.
Bir süâl
sorulunca, bilse de onu, fakat,
Yine de,
kitaplara ederdi mürâcaat.
Bulurdu o
fetvânın senet ve delîlini.
Görmedim,
kafasından bir fetvâ verdiğini.
Doyurucu
cevaplar alırdı herkes ondan.
O vefât
edince de, kalmadı süâl soran.
|