ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

35 - AHMET MEKKÎ EFENDİ (Rahmetullahi Aleyh)

ÇOK ŞEFKATLİ İDİ

 

"Ahmet Mekkî Efendi", gizlese de kendini.

Bu fakîr, çok görürdüm onun kerâmetini.

 

Çalışırdım yanında, zîrâ kâtip olarak.

Aldım çok duâsını, hizmetini yaparak.

 

O günlerde bir mektup geldi ebeveynimden.

Yazmışlar ki: (Ey oğlum, ayrıl memuriyetten.

 

Çünkü hem okuyorsun, hem de çalışıyorsun.

Bu hâlde çok yorulur, sonra hasta olursun.)

 

Peder ve vâlidemin isteği üzerine,

Söyledim vaziyeti aynı gün kendisine.

 

O, buna çok üzülüp, oldu çok müteellim.

Buyurdu: (Ayrılmana rızâm yok ama benim.)

 

Arz ettim ki: (Ben dahî, istemem bunu aslâ.

Ve lâkin annem babam, istiyorlar ısrârla.)

 

Fakat o büyük insan, o sâhib-i kerâmet,

Hiç râzı olmadı ve demedi yine (Evet.)

 

Bıraktım müftülüğü, buna rağmen yine ben.

Lâkin o arıyordu, beni mütemâdiyen.

 

Bir ay tamâm olunca, teşrîf etti evime.

O ayki maaşımı tutuşturdu elime.

 

Ben, ikinci ay dahî, gitmedim hiç yanına.

O, yine maaşımı getirip verdi bana.

 

Onun temiz kalbine mâlum olmuş bir şeyler.

O şeyin zuhûrunu bekliyormuş o meğer.

 

Hakîkaten iki ay geçmişti ki aradan,

Bir mektup daha geldi, o günlerde babamdan.

 

Yazıyordu: (Mâdem ki büyük zâtmış o kişi,

Devâm et hizmetine, bırakma sakın işi.)

 

Mektûbu okuyunca, sevindim için için.

Lâkin geçti iki ay üzerinden bu işin.

 

Mahcûbiyet içinde, düşündüm ki o sıra:

Şimdi ben, hangi yüzle giderim o huzûra?"

 

Bana, (Ayrılma!) diye, etmişti çünki ısrâr.

Ne yüzle huzûruna giderdim şimdi tekrar?

 

Lâkin o, bizim gibi "basit insan" değildi.

Resûl’ün ahlâkıyle süslü ve zîynetliydi.

 

Allah için sevinir, kızardı Allah için.

Ve hiçbir hareketi, olmazdı fenâ, çirkin.

 

Velhâsıl Müftülüğe geri geldim ben tekrar.

Düşünürdüm: “Acabâ beni nasıl karşılar?”

 

Mahcûb bir vaziyette, içeri girdiğimde,

Kalktı Müftî Efendi, otururken yerinde.

 

Sevgiyle kucakladı  fakîri, pek de içten.

Yüzü, sanki “Ay” gibi parladı bu sevinçten.

 

Dedi: (Abdüllatif'in gelmesi şerefine,

Haydi kalkın, gidelim hep öğlen yemeğine.)

 

O gün öyle sevinip, neş’elendi ki gâyet,

Personelin hepsine, verdi büyük ziyâfet.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan