|
35 - AHMET MEKKÎ EFENDİ
(Rahmetullahi Aleyh)
İSLÂM ÂLİMİ İDİ
Sülâle-i
Resûl'den, âlim ve velî bir zât.
Kadıköy
müftüsü'yken eyledi Hakk’a vuslat.
Zâhirî
ilimlerin tahsîl edip hepsini,
Hem "Tasavvuf
yolu"nda ıslâh etti nefsini.
Böyle ilim
sâhibi, nâdir idi devrinde.
Fetvâ ehli
kişiydi, söz sâhibiydi dinde
Buna
rağmen, ağyâr'dan setrederdi kendini.
Fakat yakın
olanlar, bilirdi kıymetini.
Şaşılacak "Tevâzû",
son derece bir "Edeb",
Onu,
yabancıların gözünden gizlerdi hep.
Hep "ilim
öğretmek"le olurdu alâkadar.
Ehemmiyyet
vermezdi dünyâ'ya zerre kadar.
Kadıköy’de
müftülük yaptığı sıralarda,
Bu fakîr,
kendisini tanıdım o yıllarda.
Takrîben "Kırk
yıl" önce fakülte'de okurken,
Garîptim,
gelirim de yok idi hiçbir yerden.
İşittim ki:
"Müftülük arıyormuş bir kâtip".
Sevinip,
koştum hemen, o işe oldum tâlip.
Derhâl
kabûl olundu benim o mürâcâtım.
O işe
başlayınca çok değişti hayâtım.
Zîrâ az
bulunurdu böyle "İslâm âlimi".
Ona bakıp,
düzelttim, bir çok bozuk hâlimi.
İşte o
büyük insan, o sâhib-i asâlet,
Talebe
okutmaktan alırdı büyük lezzet.
Din
görevlilerine şefkatli davranırdı.
Hâl ve
hatırlarını sorup gönül alırdı.
Maddî
durumlarıyla olurdu alâkadar.
Hattâ
yardım ederdi, elden geldiği kadar.
Niceleri
vardı ki, garip din görevlisi,
Ondan,
maddî mânevî iyilik gördü hepsi.
Bu yüzden
onlar onu, bir müftîden ziyâde,
“Şefkatli
baba” gibi bilirlerdi o yerde.
Meselâ bir
müezzin vardı ki, fakîrdi pek.
Arz eyledi:
(Askere gidiyorum) diyerek.
Buyurdu ki:
(Evlâdım, peki git, güle güle.
Gidince,
adresini yaz bana mektup ile.)
Gitti ve
asker oldu, bir ay geçti aradan.
Çağırdı bir
gün onu, odasına kumandan.
Dedi ki: (İstanbulda,
var mı bir tanıdığın?
Sana
para göndermiş, git de al onu yârın.)
Çocuk,
şaşkın bir hâlde dedi ki kumandana:
(Benim
hiç kimsem yok ki, para göndersin bana.)
Sonradan
öğrendi ki, o parayı alırken,
“Mekkî
Efendi” imiş, ona para gönderen.
|