|
34 - TÂHÂ'YI HAKKÂRÎ
(Kuddise Sirruh)
ANBARDA UN OLACAK
Gürpınar
kazâsında vardı ki bir müslümân,
Bu zâtın
talebesi olmuş idi bir zaman.
Ve lâkin o
gün dağdan, bir "Kurt" gelip, mâlesef,
Bunun
koyunlarına saldırıp etti telef.
Tam o güne
tesâdüf edince bu hâdise,
Şeytân
fırsat bilerek, verdi ona vesvese.
Dedi: (Sen
ona gidip, talebe oldun, fakat,
O
hocadan hiç sana, gelmez hayır, menfaat.
Uğursuz
geldi hattâ o hocaya gidişin.
Bak o
günden beridir, ters gidiyor hep işin.)
O dahî
aldanarak, bu şeytân yalanına,
Artık "Seyyid
Tâhâ"nın gitmez oldu yanına.
Geri verip,
hediye ettiği "Tesbîh"ini,
Terk etti
bu "Velî"nin sohbetini, dersini.
Seneler
sonra bir gün, câmide "Seyyid Tâhâ",
Namâz
kıldıracağı bir anda cemâata,
Tam
getirecekti ki iftitâh tekbîrini,
Şiddetle
ileriye uzâttı tek elini.
Ve sanki
birisini kovar gibi yaparak,
(Defol,
defol!) diye de seslendi bağırarak.
Namâz
bittikten sonra, dediler: (Efendim, siz,
Niçin böyle
bağırıp, "Defol, defol" dediniz?)
Buyurdu ki:
(Bir mü’min, gelmiş son nefesine.
Şeytân
da uğraşırdı “îmânsız” ölmesine.
Büyüklere sığınıp, şeytânı kovaladık.
Çok
şükür, "îmân ile" vefât etti o artık.)
Dediler ki:
(Efendim, acabâ o kim idi?
Tesbîhi
geri verip, sizi terk eden miydi?)
(Evet, o
kimse idi) deyince Seyyid Tâhâ,
Talebenin
hayreti ziyâde oldu daha.
Dediler ki:
(Efendim, terk etmişti o sizi.
Ve hiç
bilememişti kadr-ü kıymetinizi.)
Buyurdu ki:
(Doğrudur, dediğiniz hakîkat.
Bir
zaman, muhabbeti var idi bize fakat.)
"Tâhâ-yı
Hakkârî"nin mübârek dergâhında,
Misâfir
bulunurdu, günün her saatında.
İâşe
işlerini yürüten vazîfeli,
Geldi "Seyyid
Tâhâ"ya bir gün akşam üzeri,
Dedi ki:
(Misâfirler geliyorlar ard arda.
Lâkin bitti
unumuz, hiç kalmadı ambarlarda.)
Seyyid
Tâhâ, memuru dinleyip buyurdu ki:
(Sen un
bitti diyorsun, var anbarda halbuki.)
Arz etti
ki: (Hepsini süpürüp geldim size.
Hiç unumuz
kalmadı, emriniz nedir bize?)
Buyurdu ki:
(Evlâdım, sen git de, bir daha bak.
Öyle zan
ederim ki, anbarda un olacak.)
(Peki!)
deyip, anbara gittiğinde o tekrar.
Hayret ile
gördü ki, un ile dolu ambar.
|