|
34 - TÂHÂ'YI HAKKÂRÎ
(Kuddise Sirruh)
NEHRİ’YE NÛR YAĞARDI
Öyle büyük
bir velî idi ki "Seyyid Tâhâ",
"Hazreti
Ebû Bekr"e benziyordu "İhlâs"ta.
“Şecâat”te,
"hazreti Ömer"di sanki yine.
“Hayâ”da
benziyordu, "Osmân-ı Zinnûreyn"e.
“Evliyâlık”ta ise, her kim "Seyyid Tâhâ"yı,
Görseydi,
hâtırlardı "Aliyyül Mürtezâ"yı.
Allahtan
korkusundan boynundaki bir kemik,
Dışa
bükülmüş gibi, görünürdü az eğik.
Vakar ve
heybetinden, bakılmazdı yüzüne.
Böyle velî,
pek nâdir gelmiştir yer yüzüne.
Orta boylu
idi ve genişti alınları.
Kaşları
sıkça olup, açıktı araları.
Gözleri iri
siyah, yüzü yuvarlaktı hem.
Onu
anlatmak için, âciz kalır bu kalem.
Ona, “Seyyid-i
Büzürk” derlerdi orada halk.
Yâni “Büyük
Efendi” denir mânâ olarak.
Onu gören,
bir anda âşık olurdu hemen.
“Kâmil
insan” olurdu sohbetini dinleyen.
Hâlid-i
Bağdâdî'nin emriyle, "Seyyid Tâhâ",
İlim yaymak
üzere gelince Berdesur’a,
İnsanlar,
her taraftan demeyip uzak yakın,
Bu büyüğün
yanına gelirdi akın akın.
Bir ışık
kaynağının etrâfına üşüşen,
Pervâneler
gibi halk, "Nehri"ye koştu hemen.
Öyle ki,
hattâ Nehri, gökteki meleklerin,
Bile
imreneceği yer oldu o gün için.
Pekçok Hak
âşıkları, "Nehri"ye koşuyordu.
Zulmetten
kurtularak nûra, kavuşuyordu.
Peygamber-i
zîşân’ın kalbinden çıkan "Nûr"lar,
Nehri’den
yayılırdı dünyâya o zamanlar.
Bir
müslümân, geçseydi "Nehri"nin hudûdunu,
Feyiz ve
bereketi, kaplardı derhal onu.
Biri,
ziyâret için gelse idi "Nehri"ye,
Abdestsiz
giremezdi huduttan içeriye.
Binlerle
gönül ehli, bu büyük "Velî" zâtın,
Nûruna
kavuşmaya gelirdi akın akın.
Resûlullahın yolu, ilim, ahlâk ve edeb,
"Nehri"den,
her tarafa yayılırdı o gün hep.
Karınca
yuvasını andıran medreseler,
Binlerce
talebe ve yüzlerce müderrisler,
Din ve fen
ilimleri tedrîs olunuyordu.
O zamanlar
Nehri'ye, sanki "Nûr" yağıyordu.
"Seyyid
Tâhâ", an be an, bütün medreseleri,
Tetkîk
buyuruyordu talebe ve dersleri.
Ne zaman ki
sohbete başlasaydı dergâhta,
Kendinden
geçiyordu dinliyenler âdetâ.
Onun
medresesinde, her gün yemek pişerdi.
Yalnız
talebe değil, herkes yiyip içerdi.
Binyediyüz
hâne ve onaltıbin nüfûsun,
Hepsi, o
medreseden yiyip içerdi o gün.
|