ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

34 - TÂHÂ'YI HAKKÂRÎ (Kuddise Sirruh)

NEHRİ’YE NÛR YAĞARDI

 

Öyle büyük bir velî idi ki "Seyyid Tâhâ",

"Hazreti Ebû Bekr"e benziyordu "İhlâs"ta.

 

“Şecâat”te, "hazreti Ömer"di sanki yine.

“Hayâ”da benziyordu, "Osmân-ı Zinnûreyn"e.

 

“Evliyâlık”ta ise, her kim "Seyyid Tâhâ"yı,

Görseydi, hâtırlardı "Aliyyül Mürtezâ"yı.

 

Allahtan korkusundan boynundaki bir kemik,

Dışa bükülmüş gibi, görünürdü az eğik.

 

Vakar ve heybetinden, bakılmazdı yüzüne.

Böyle velî, pek nâdir gelmiştir yer yüzüne.

 

Orta boylu idi ve genişti alınları.

Kaşları sıkça olup, açıktı araları.

 

Gözleri iri siyah, yüzü yuvarlaktı hem.

Onu anlatmak için, âciz kalır bu kalem.

 

Ona, “Seyyid-i Büzürk” derlerdi orada halk.

Yâni “Büyük Efendi” denir mânâ olarak.

 

Onu gören, bir anda âşık olurdu hemen.

Kâmil insan” olurdu sohbetini dinleyen.

 

Hâlid-i Bağdâdî'nin emriyle, "Seyyid Tâhâ",

İlim yaymak üzere gelince Berdesur’a,

 

İnsanlar, her taraftan demeyip uzak yakın,

Bu büyüğün yanına gelirdi akın akın.

 

Bir ışık kaynağının etrâfına üşüşen,

Pervâneler gibi halk, "Nehri"ye koştu hemen.

 

Öyle ki, hattâ Nehri, gökteki meleklerin,

Bile imreneceği yer oldu o gün için.

 

Pekçok Hak âşıkları, "Nehri"ye koşuyordu.

Zulmetten kurtularak nûra, kavuşuyordu.

 

Peygamber-i zîşân’ın kalbinden çıkan "Nûr"lar,

Nehri’den yayılırdı dünyâya o zamanlar.

 

Bir müslümân, geçseydi "Nehri"nin hudûdunu,

Feyiz ve bereketi, kaplardı derhal onu.

 

Biri, ziyâret için gelse idi "Nehri"ye,

Abdestsiz giremezdi huduttan içeriye.

 

Binlerle gönül ehli, bu büyük "Velî" zâtın,

Nûruna kavuşmaya gelirdi akın akın.

 

Resûlullahın yolu, ilim, ahlâk ve edeb,

"Nehri"den, her tarafa yayılırdı o gün hep.

 

Karınca yuvasını andıran medreseler,

Binlerce talebe ve yüzlerce müderrisler,

 

Din ve fen ilimleri tedrîs olunuyordu.

O zamanlar Nehri'ye, sanki "Nûr" yağıyordu.

 

"Seyyid Tâhâ", an be an, bütün medreseleri,

Tetkîk buyuruyordu talebe ve dersleri.

 

Ne zaman ki sohbete başlasaydı dergâhta,

Kendinden geçiyordu dinliyenler âdetâ.

 

Onun medresesinde, her gün yemek pişerdi.

Yalnız talebe değil, herkes yiyip içerdi.

 

Binyediyüz hâne ve onaltıbin nüfûsun,

Hepsi, o medreseden yiyip içerdi o gün.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan