|
34 - TÂHÂ'YI HAKKÂRÎ
(Kuddise Sirruh)
HEYBETLİ İDİ
Sülâle-i
Resûlden, devrinin bir tekiydi.
"Hâlid-i
Bağdâdî"den feyz alan bir velîydi.
Çocukken
onu gören, derdi ki: (Bu, ilerde,
Belli
ki, çok büyük bir zât olacak bu yerde.)
Ezberledi
küçükken ilk Kur’ânı kerîmi.
Öğrendi
daha sonra, ince ince her ilmi.
Bir amcası
vardı ki, “Seyyid Abdullah” diye,
Giderdi
feyz almaya, "Hâlid-i Bağdâdî"ye.
Onun
himmeti ile, kemâle gelen bu zât,
En üstün
talebesi olmuştu onun bizzât.
Bir gün "Seyyid
Tâhâ"dan bahsedip üstâdına,
Yüksek
istîdâdını, arz etti bir bir ona.
O dahî
buyurdu ki: (Bir daha geldiğinde,
Onu da
yanımıza getir berâberinde.)
(Peki!)
deyip, Bağdat’a getirdi bir gün onu.
Görür
görmez anladı bir “Cevher” olduğunu.
Ve hemen
istihâre etmesi için, yine,
Gönderdi "Abdülkâdir
Geylânî"nin kabrine.
"Seyyid
Tâhâ", içeri girer girmez türbeden,
"Abdülkâdir
Geylânî" kabrinden çıktı hemen.
Çok iyi
karşılayıp, buyurdu ki: (Ey oğlum!
Gerçi
büyük ise de esâsen benim yolum,
Lâkin
şimdi kalmadı dünyâda bunun ehli.
Sen, "Mevlânâ
Hâlid"e git ki o, büyük velî.
Bu
zamânın en büyük âlimi o kimsedir.
Hemen
gidip, o zâtın hizmetine sen de gir.)
Alınca "Seyyid
Tâhâ" dedesinden bu emri,
Sür'atle
"Mevlânâ"nın yanına döndü geri.
Bu, öyle
gelişti ki, çok iyi geldi sonu.
Zîrâ "Mevlânâ
Hâlid" terbiye etti onu.
İyi
yetişmesine gösterdi çok ihtimâm.
Ne îcâb
ediyorsa, yerine getirdi tam.
Seyyid
Tâhâ, “Seksen gün” kalıp onun yanında,
Yükseldi
derecesi, evliyâlık yolunda.
“Üç ay”dan
daha kısa bir zamanda nihâyet,
Üstâdı,
kendisine verdi mutlak icâzet.
Halkı irşâd
etmesi için de, onu sonra,
Büyük bir
merâsimle, gönderdi "Berdesur"a.
Ve hattâ
uğurlarken oraya kendisini,
Tam atına
binerken, tuttu üzengisini.
Lâkin
“Estağfirullah” diyerek "Seyyid Tâhâ",
Geriye
çekildi ve binmedi hemen ata.
Mevlânâ
Hâlid ise, buyurdu ki: (Bir zaman,
Taş
toplatıp dergâha taşıttım size dağdan.
Bu gibi
zor işlerle yormuştum önce sizi.
Şimdiyse
tutuyorum, sizin üzenginizi.)
“El emr-ü
fevkal edeb” mûcibi Seyyid Tâhâ,
(Peki
efendim!) deyip, bastı ve bindi ata.
Sonra tuttu
üstâdı, atının dizginini.
Yürüyüp
teşyî etti, bir müddet kendisini.
Sonra da
dizginleri vererek ona yine,
Buyurdu:
(Dizginlerin artık senin elinde.
Allah
yardımcın olsun, Ona güven ve sığın.
Büyüklerin ruhları, olsunlar sığınağın.)
|