ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

33 - SEYYİD FEHÎM EFENDİ (Kuddise Sirruh)

HIRSIZIN HİDÂYETİ

 

"Seyyid Fehîm Efendi", etmeden henüz vefât,

Herkes huzur içinde yaşıyordu pek rahat.

 

Kaldırdı Seyyid Fehîm, vahşî hayvan avını.

Hiç kimse öldürmezdi, bir yabânî hayvanı.

 

Emniyet altındaydı, “Vahşî hayvanlar” bile.

Yanyana gezerlerdi, koyunlar kurtlar ile.

 

Zîrâ aralarında var idi bir ünsiyyet.

Aslâ birbirlerine, etmezlerdi eziyyet.

 

Tilkiler ayı ile, tavşanlar kurtlar ile,

Gezer de, hiçbir zarar görmezlerdi az bile.

 

O devirde her yere, yayıldı ilim, edeb.

Bunlar, "Seyyid Fehîm"in sâyesinde oldu hep.

 

Sarmıştı onun nûru, o devirde herkesi.

Olmazdı katiyyetle hırsızlık hâdisesi.

 

Bir hırsız var idi ki, mâhirdi bunda gâyet.

Sonra, ona "Arvas"ta nasîb oldu hidâyet.

 

Kendisi anlatır ki: Mesleğimdi bu benim.

Hattâ ben reîs olup, çoktu yardım edenim.

 

Hırsızlık yapmak için, dolaşırdım her yeri.

Mâlesef icrâ ettim bunu yıllardan beri.

 

Keşf etseydim bir yeri hırsızlığa müsâit,

Orada çalışırdım, gece gündüz her vakit.

 

Bir gün de, dolaşırken düştü yolum "Arvas"a.

Baktım, çok müsâit yer hırsızlığa bilhassa.

 

Çünkü tek başlarına dağa gidip hayvanlar.

Akşam da dönerlerdi ahıra gelip tekrar.

 

Köyden uzak yerdeydi, bu hayvan ahırları.

Dikkat ettim, açıktı hepsinin kapıları.

 

Hattâ kapılarında görmeyince bir kilit,

Dedim ki: “Hırsızlığa, bu yer gâyet müsâit.”

 

Diğer arkadaşlarla ederek müşâvere,

Karar verdik: “Bu gece gidelim biz bu yere.”

 

Yanıma, beş kişi de alarak geceleyin,

Düştük Arvas yoluna, "Hırsızlık" etmek için.

 

Zifirî karanlıkta vâsıl olduk Arvas’a.

Dedik ki: (Götürelim, hayvanlardan ne varsa.)

 

Vaktâ ki hudûdunu, geçince biz Arvas’ın,

Baktık ki, etrâfımız “Gündüz” oldu ansızın.

 

İnsanlar, gündüz gibi şevk ile çalışırlar.

Hattâ birbirlerine bağırıp çağırırlar.

 

Dedik ki: (Sübhânallah, rüyâ mı gördüğümüz?

Az önce gece idi, şimdiyse oldu gündüz.)

 

Geri dönüp, hududdan dışarı çıktık biraz.

Zifirî karanlığa büründü yine Arvas.

 

Öyle ki, karanlıktan göz gözü görmüyordu.

Halbuki biraz önce, herkes geziniyordu.

 

(Muhakkak ki hayâldi az önce gördüğümüz.)

Diyerek, içeriye girdik yine dördümüz.

 

Lâkin biz içeriye bir adım atar atmaz,

Güneşli bir gündüze çevrildi yine Arvas.

 

Hayret ile bakarak, biz birbirlerimize,

Yine çıktık dışarı, dönerek izimize.

 

Velhâsıl tam üç kere olunca bize bu hâl,

Dedik: (Bu, fevkalâde bir hâldir, değil normal.)

 

Bir “Îkâz-ı ilâhî” olduğunu anladık.

Hırsızlığı bırakıp, tövbe ettik biz artık.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan