|
33
- SEYYİD FEHÎM EFENDİ
(Kuddise Sirruh)
HIRSIZIN HİDÂYETİ
"Seyyid
Fehîm Efendi", etmeden henüz vefât,
Herkes
huzur içinde yaşıyordu pek rahat.
Kaldırdı
Seyyid Fehîm, vahşî hayvan avını.
Hiç kimse
öldürmezdi, bir yabânî hayvanı.
Emniyet
altındaydı, “Vahşî hayvanlar” bile.
Yanyana
gezerlerdi, koyunlar kurtlar ile.
Zîrâ
aralarında var idi bir ünsiyyet.
Aslâ
birbirlerine, etmezlerdi eziyyet.
Tilkiler
ayı ile, tavşanlar kurtlar ile,
Gezer de,
hiçbir zarar görmezlerdi az bile.
O devirde
her yere, yayıldı ilim, edeb.
Bunlar, "Seyyid
Fehîm"in sâyesinde oldu hep.
Sarmıştı
onun nûru, o devirde herkesi.
Olmazdı
katiyyetle hırsızlık hâdisesi.
Bir hırsız
var idi ki, mâhirdi bunda gâyet.
Sonra, ona
"Arvas"ta nasîb oldu hidâyet.
Kendisi
anlatır ki: Mesleğimdi bu benim.
Hattâ ben
reîs olup, çoktu yardım edenim.
Hırsızlık
yapmak için, dolaşırdım her yeri.
Mâlesef
icrâ ettim bunu yıllardan beri.
Keşf
etseydim bir yeri hırsızlığa müsâit,
Orada
çalışırdım, gece gündüz her vakit.
Bir gün de,
dolaşırken düştü yolum "Arvas"a.
Baktım, çok
müsâit yer hırsızlığa bilhassa.
Çünkü tek
başlarına dağa gidip hayvanlar.
Akşam da
dönerlerdi ahıra gelip tekrar.
Köyden uzak
yerdeydi, bu hayvan ahırları.
Dikkat
ettim, açıktı hepsinin kapıları.
Hattâ
kapılarında görmeyince bir kilit,
Dedim ki:
“Hırsızlığa, bu yer gâyet müsâit.”
Diğer
arkadaşlarla ederek müşâvere,
Karar
verdik: “Bu gece gidelim biz bu yere.”
Yanıma, beş
kişi de alarak geceleyin,
Düştük
Arvas yoluna, "Hırsızlık" etmek için.
Zifirî
karanlıkta vâsıl olduk Arvas’a.
Dedik ki: (Götürelim,
hayvanlardan ne varsa.)
Vaktâ ki
hudûdunu, geçince biz Arvas’ın,
Baktık ki,
etrâfımız “Gündüz” oldu ansızın.
İnsanlar,
gündüz gibi şevk ile çalışırlar.
Hattâ
birbirlerine bağırıp çağırırlar.
Dedik ki: (Sübhânallah,
rüyâ mı gördüğümüz?
Az önce
gece idi, şimdiyse oldu gündüz.)
Geri dönüp,
hududdan dışarı çıktık biraz.
Zifirî
karanlığa büründü yine Arvas.
Öyle ki,
karanlıktan göz gözü görmüyordu.
Halbuki
biraz önce, herkes geziniyordu.
(Muhakkak ki hayâldi az önce gördüğümüz.)
Diyerek,
içeriye girdik yine dördümüz.
Lâkin biz
içeriye bir adım atar atmaz,
Güneşli bir
gündüze çevrildi yine Arvas.
Hayret ile
bakarak, biz birbirlerimize,
Yine çıktık
dışarı, dönerek izimize.
Velhâsıl
tam üç kere olunca bize bu hâl,
Dedik: (Bu,
fevkalâde bir hâldir, değil normal.)
Bir “Îkâz-ı
ilâhî” olduğunu anladık.
Hırsızlığı
bırakıp, tövbe ettik biz artık.
|