|
33
- SEYYİD FEHÎM EFENDİ
(Kuddise Sirruh)
ÇOBAN VE ÂKIBETİ
“Hacı Ömer
Efendi” diye vardı bir kişi.
Her gün "Seyyid
Fehîm"e hizmet etmekti işi.
Bu zât
anlatıyor ki: Bu fakîr, aralıksız,
Yirmibeş
yıl, o zâta hizmet ettim hilâfsız.
Mübârek
sîmâları öyle nûrlu, heybetli,
İdi ki,
bakamazdım yüzlerine dikkatli.
Derdim ki:
“Yüzlerini, bir kez görebilseydim.
Ve onu,
hayâlimde muhâfaza etseydim.”
Bunu
başarmak için, kolluyordum hep fırsat.
Ne
hikmetse, hiç nasîb olmadı bu iş fakat.
Çağırdı bir
gün beni husûsî odasına.
Koşarak
gidip hemen, oturdum karşısına.
Kıbleye
müteveccih, seccâde üzerinde,
Diz üstü
otururdu içeri girdiğimde.
İkimizden
başkaca, hiç kimse yoktu o an.
Düşündüm
ki: “Bu fırsat, ele geçmez her zaman.
Mübârek
yüzlerini bir göreyim iyice.”
Diyerek,
bir an için bakmak murâd edince,
Öyle çok "büyüdü"
ki her âzâsı ve başı,
Zannettim
ki, kapladı yeri, göğü ve Arşı.
Bir dehşete
kapıldım ben bunu gördüğümde.
Zîrâ hiç
böyle bir şey görmemiştim ömrümde.
Sonra eski
hâlinde görünce vücûdünü,
Bir kez
daha denedim görmek için yüzünü.
O zaman da
öyle çok "küçüldü" ki mübârek,
Hattâ
mümkün değildi, göz ile onu görmek.
Kaçmak
istediysem de ben bunu gördüğümde,
Baktım,
eski hâliyle oturuyor önümde.
Tebessüm
buyurarak eyledi beni teskîn.
Teşebbüs
eylemedim bir daha bakmak için.
Bir gün de,
bu "Velî"nin koyunlarına bakan,
Bir çoban,
diğerine şöyle dedi bir zaman:
(Koyunlardan birini, gel kesip de yiyelim.
Sorarsa,
zehirli ot yiyip öldü diyelim.)
Öbür çoban
dedi ki: (O, büyük bir velîdir.
Hak
teâlâ, o zâta hakîkati bildirir.)
Buna rağmen
o çoban, keserek bir koyunu,
Sonra kebap
yaptı ve pişirip yedi onu.
Bu
hâdiseden sonra, geçmişti ki birkaç gün,
O çoban
gelip girdi, yanına o büyüğün.
O ara
Seyyid Fehîm, seslenip hizmetçiye,
Buyurdu: (Hacı
Ömer, gel biraz içeriye.)
O içeri
girince, buyurdu: (Hacı Ömer!
Bilir
misin kaç türlü olurlar bu velîler?)
O dahî arz
etti ki: (Onu bilmez bu âciz.
Onu,
herkesten iyi, bilir zât-ı âlîniz.)
O zaman
Seyyid Fehîm buyurdu ki: (Ey Hacı!
Meselâ
görse onlar bir “Zararlı
ağac”ı,
Bir
kısmı, dallarını keserler onun hemen.
Keserler
bir kısmı da ağacı gövdesinden.
Ve hattâ
vardır ki hem, bir kısım evliyâlar,
Onu,
kökünden söküp, ortadan kaldırırlar.)
Çoban bunu
duyunca, dedi ki: (Tamam, tamam!
Ben,
zararlı ağaca benziyorum şimdi tam.
Siz, üçüncü
guruba dahîl bir velîsiniz.
Benim
zürriyetimi kestiniz herhâlde siz.)
Hakîkaten
aradan kısa bir zaman geçti.
Kesildi
tamâmiyle çobanın zürriyeti.
|