|
33
- SEYYİD FEHÎM EFENDİ
(Kuddise Sirruh)
NE HEDİYE GETİRDİN?
Üstâdına o
kadar hüsnü zan ve sevgisi,
Vardı ki,
ondan daha olmazdı ziyâdesi.
Bu tasavvuf
yolunda edindiği ne varsa,
Hepsini,
üstâdından biliyordu bilhassa.
Bir gün
büyük üstâdı, mescidde kendi bizzât,
Mektûbât
okuyor ve yapıyordu îzâhât.
Dinliyenler
o kadar çoktu ki o gün hattâ,
"Seyyid
Fehîm", geride dinliyordu ayakta.
Bir aralık
başını kaldırarak kitaptan,
Hem de "Seyyid
Fehîm"i arayıp tâ uzaktan,
Seslenip,
şu suâli sordu ki ona bizzât:
(Ey
Fehîm, bu devirde yok mudur acep üstâd?)
O anda
Seyyid Fehîm, bir an duraklamadan,
Hem dahî
üstâdını kastedip hemen o an,
Şöyle cevap
verdi ki derhâl Seyyid Tâhâ’ya:
(Şimdi
bulunan gibi, gelmemiştir dünyâya.)
O kadar çok
idi ki o zâta muhabbeti,
Sanki hep
yanındaydı onun rûhâniyyeti.
Yâni o,
üstâdından değildi bir an uzak.
Berâberdi
onunla, her an hayâl olarak.
Her sâniye
ve hattâ her nefes alışında,
Görürdü
üstâdını, rûhen yanı başında.
Üstâdının
bir emri olsa idi kendine,
Her ne
olursa olsun, getirirdi yerine.
Derdi ki: (Aramızda,
ateşten deniz olsa,
Ve
hocam, bu fakîri huzûruna çağırsa,
İttibâ
etmek için onun emrine hemen,
Atlarım
o ateşe, hiç tereddüt etmeden.)
Bir defâ,
üstâdını ziyâret gâyesiyle,
"Arvas"tan
hareketle, vâsıl oldu "Nehri"ye.
Üstâdı
karşılayıp buyurdu ki o zaman:
(Bize ne
hediyeler getirdiniz Arvas’tan?)
Dedi: (Dört
şey getirdim, ki bundan çoktur bizde.
Ve lâkin
bulunmazlar sizin hazînenizde.
Fakîrlerin,
sultâna hediyesi bir kaçtır.
Bunlar,
özür ve günah, yokluk ve ihtiyâçtır.)
Hazreti "Seyyid
Fehîm", gece bir defâsında,
Sevgili
Peygamberi görmüştü rüyâsında.
Peygamber
Efendimiz buyurdu ki: (Ey Fehîm!
İyi
yetişmelidir yanında Abdülhakîm.)
Seyyid
Fehîm, bu emri alıp Resûlullahtan,
Onun
yetişmesine eyledi çok ihtimâm.
Abdülhakîm
Efendi buyurdu ki şöylece:
(Hocamın
hizmetinde bulunurdum gün gece.
Kapının
eşiğine uzanıp yatıyordum.
Teheccüd
namâzına, onu kaldırıyordum.
Uyuyup,
yapamadım bir gece hizmetimi.
Uyanıp,
teheccüdde gördüm "Seyyid Fehîm"i.
Çok üzülüp
başladım kendime söylenmeye:
“Sen
lâyık değilmişsin ona hizmet etmeye.
Yatıp
uyumaya mı buraya gelmiş idin?
Bu gece,
üstâdına olmadı bir hizmetin".
Ben böyle
düşünürken, kulak verdim odaya.
Üstâdım,
benim için el kaldırmış duâya.
İşte o duâ
ile, o anda bir hoş oldum.
Her neye
kavuştuysam, o duâyla kavuştum.)
|