|
33
- SEYYİD FEHÎM EFENDİ
(Kuddise Sirruh)
CERYÂNA TUTULMUŞ GİBİ
"Abdülvehhâb
Efendi" nâmı ile bir kimse,
Der ki:
Benim başımdan geçti şöyle hâdise:
Medrese
tahsîlini bitirdim Erzurum’da.
Daha
ilerisini okumaktı arzum da.
Ve beni
okutacak, meşhur büyük bir âlim,
Araştırıp,
nihâyet bir bilgi alabildim.
Dediler ki:
(Bitlis'te, Abdülcelîl Efendi,
Vardır
ki, çok derindir onun ilmi ve fenni.)
Büyük bir
iştiyâkla, hemen vardım Bitlis'e.
Ve lâkin
öğrendim ki, Van'a gitmiş o ise.
Dediler: (Bekle,
gelir!) Lâkin bekliyemedim.
O zâtı
bulmak için, acele Van'a gittim.
Sabırsızlanıyordum görmek için âdetâ.
Başlamak
istiyordum yanında tedrîsâta.
En büyük
âlimiymiş çünkü o, bu zamânın.
Nerede
olduğunu, sordum Van'da o zâtın.
Dediler ki:
(Müks'lü Seyyid Fehîm burdadır.
Abdülcelîl hoca da, o zâtın yanındadır.
Şâbâniyye câmii vardır ki şurada bak,
Bulunur
ikisi de, o câmide muhakkak.)
Ben bunu
öğrenince, ayrılarak o yerden,
Büyük bir
heyecânla, câmiye koştum hemen.
Düşündüm: "Abdülcelîl
hoca şimdi mutlaka,
Nasîhat
ediyordur kürsüde cümle halka."
Ben câmiye
giderken, dikkat ettim, o sâat,
Câmiye
koşuyordu her taraftan cemâat.
Dedim ki:
"Sübhânallah, akın akın insanlar,
Onu
dinlemek için sanki yarışıyorlar.
Hakîkaten çok büyük âlimmiş o zât meğer.
Beni,
talebeliğe inşallah kabûl eder."
Vâsıl oldum
câmiye bunları düşünerek.
Baktım ki,
câmi dolmuş mihraptan kapıya dek.
Karşıda nûr
yüzlü ve tatlı bakışlı bir zât,
Kürsüde,
ediyordu halka vâ'z-ü nasîhat.
Herkes,
başını eğmiş, dinliyordu o zâtı.
Dinledim,
tesirli ve tatlıydı nasîhatı.
Dedim ki:
"Abdülcelîl Efendi bu herhâlde.
Çünkü
herkes dinleyip, ediyor istifâde."
Lâkin bunu
soracak ortada kimse yoktu.
Herkes
boynunu bükmüş, önüne bakıyordu.
O sırada
yanıma, biri geldi genç yaşta.
(Kimi
arıyorsunuz?) diye sordu ilk başta.
Dedim ki:
(Abdülcelîl Efendi Hazretleri,
Kimdir
acep, ben onu ararım dünden beri.)
(İşte
odur!) diyerek, safın en gerisinde,
Birini
gösterdi ki, değildi kendisinde.
O dahî,
herkes gibi öne eğmiş boynunu,
Edeble
otururdu, hayretle gördüm bunu.
Sordum ki:
(Öyle ise, şu vâ'z eden zât kimdir?)
Cevâbında
dedi ki: (O zât, Seyyid Fehîm'dir.)
Sonra ezân
okundu ve kıldık sünnetleri.
"Seyyid
Fehîm", farz için kalkıp geçti ileri.
İftitâh
tekbîrini alır almaz, o sâat,
"Ceryan
çarpmış" misâli, titredi hep cemâat.
Altmış sene
oluyor anlattığım hâdise.
Onun o "Tekbîr"
sesi hâtırıma gelince,
Yine o
günki gibi değişir hemen hâlim.
Başlarım
titremeye, nûrlanır sanki kalbim.
|