ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

33 - SEYYİD FEHÎM EFENDİ (Kuddise Sirruh)

CERYÂNA TUTULMUŞ GİBİ

 

"Abdülvehhâb Efendi" nâmı ile bir kimse,

Der ki: Benim başımdan geçti şöyle hâdise:

 

Medrese tahsîlini bitirdim Erzurum’da.

Daha ilerisini okumaktı arzum da.

 

Ve beni okutacak, meşhur büyük bir âlim,

Araştırıp, nihâyet bir bilgi alabildim.

 

Dediler ki: (Bitlis'te, Abdülcelîl Efendi,

Vardır ki, çok derindir onun ilmi ve fenni.)

 

Büyük bir iştiyâkla, hemen vardım Bitlis'e.

Ve lâkin öğrendim ki, Van'a gitmiş o ise.

 

Dediler: (Bekle, gelir!) Lâkin bekliyemedim.

O zâtı bulmak için, acele Van'a gittim.

 

Sabırsızlanıyordum görmek için âdetâ.

Başlamak istiyordum yanında tedrîsâta.

 

En büyük âlimiymiş çünkü o, bu zamânın.

Nerede olduğunu, sordum Van'da o zâtın.

 

Dediler ki: (Müks'lü Seyyid Fehîm burdadır.

Abdülcelîl hoca da, o zâtın yanındadır.

 

Şâbâniyye câmii vardır ki şurada bak,

Bulunur ikisi de, o câmide muhakkak.)

 

Ben bunu öğrenince, ayrılarak o yerden,

Büyük bir heyecânla, câmiye koştum hemen.

 

Düşündüm: "Abdülcelîl hoca şimdi mutlaka,

Nasîhat ediyordur kürsüde cümle halka."

 

Ben câmiye giderken, dikkat ettim, o sâat,

Câmiye koşuyordu her taraftan cemâat.

 

Dedim ki: "Sübhânallah, akın akın insanlar,

Onu dinlemek için sanki yarışıyorlar.

 

Hakîkaten çok büyük âlimmiş o zât meğer.

Beni, talebeliğe inşallah kabûl eder."

 

Vâsıl oldum câmiye bunları düşünerek.

Baktım ki, câmi dolmuş mihraptan kapıya dek.

 

Karşıda nûr yüzlü ve tatlı bakışlı bir zât,

Kürsüde, ediyordu halka vâ'z-ü nasîhat.

 

Herkes, başını eğmiş, dinliyordu o zâtı.

Dinledim, tesirli ve tatlıydı nasîhatı.

 

Dedim ki: "Abdülcelîl Efendi bu herhâlde.

Çünkü herkes dinleyip, ediyor istifâde."

 

Lâkin bunu soracak ortada kimse yoktu.

Herkes boynunu bükmüş, önüne bakıyordu.

 

O sırada yanıma, biri geldi genç yaşta.

(Kimi arıyorsunuz?) diye sordu ilk başta.

 

Dedim ki: (Abdülcelîl Efendi Hazretleri,

Kimdir acep, ben onu ararım dünden beri.)

 

(İşte odur!) diyerek, safın en gerisinde,

Birini gösterdi ki, değildi kendisinde.

 

O dahî, herkes gibi öne eğmiş boynunu,

Edeble otururdu, hayretle gördüm bunu.

 

Sordum ki: (Öyle ise, şu vâ'z eden zât kimdir?)

Cevâbında dedi ki: (O zât, Seyyid Fehîm'dir.)

 

Sonra ezân okundu ve kıldık sünnetleri.

"Seyyid Fehîm", farz için kalkıp geçti ileri.

 

İftitâh tekbîrini alır almaz, o sâat,

"Ceryan çarpmış" misâli, titredi hep cemâat.

 

Altmış sene oluyor anlattığım hâdise.

Onun o "Tekbîr" sesi hâtırıma gelince,

 

Yine o günki gibi değişir hemen hâlim.

Başlarım titremeye, nûrlanır sanki kalbim.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan