ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

33 - SEYYİD FEHÎM EFENDİ (Kuddise Sirruh)

KIR O ŞİŞELERİ

 

"Necâti Bey" isminde var idi ki bir kişi,

Vaktiyle adliyede müfettişlikti işi.

 

İşte bu Necâti Bey, vazîfeyle bir sene,

Bir arefe gününde, gitti "Müks" ilçesine.

 

Kendisi anlatır ki: Müks'e vardığımda ben,

Bayrâm namâzı için, câmiye gittik hemen.

 

Kaymakam ve ilçenin bâzı mühim zâtları,

Baktım, namâzdan sonra çıkardılar atları.

 

Tahmîn ettim, bir yere gidiliyordu derhâl.

(Bir yere yolculuk mu var?) diye ettim suâl.

 

Dediler: (Bayrâmlarda, şudur ki âdetimiz,

Namâzı müteâkip, Arvas'a gideriz biz.

 

Orada, Seyyid Fehîm diye var bir evliyâ.

Onu ziyâret edip, alırız hayır duâ.)

 

Dedim ki: (Vaziyetim değilse de pek iyi,

Beni dahî götürün, göreyim o velîyi.)

 

(Olur!) deyip, bana da hazırladılar bir at.

Yola düştük ise de, bir hoş oldum ben fakat.

 

Çünkü benim, aslında "Din" ile yoktu ilgim.

İslâmî hususlarda yok idi hiç de bilgim.

 

Ayrıca da, mâlesef mübtelâydım "İçki"ye.

Şimdiyse gidiyorduk bir "Evliyâ kişi"ye.

 

Vaktâ ki sınırından duhûl ettik "Arvas"ın,

Sanki başka bir âlem zuhûr etti ansızın.

 

Ömrümde hiç böyle şey görmemiştim doğrusu.

Girince, sardı bizi sanki "Cennet" kokusu.

 

Alışkın olduğumdan içkiye ve lâkin ben,

Heybeme "İki şişe" koymuştum ihtiyâten.

 

Zîrâ mübtelâ idim, içmeden edemezdim.

İçmediğim zamanlar, kararırdı gözlerim.

 

Varınca biraz sonra, Arvas kabristanına,

Sakladım şişeleri, taşların arasına.

 

Kimseye sezdirmeden yapmıştım ben bu işi.

Yol arkadaşlarımdan, görmedi hiç bir kişi.

 

Orada, Fâtiha'lar okuyarak mevtâya,

Sonra gittik hepimiz, o büyük "Evliyâ"ya.

 

Huzûruna girip de, görür görmez o zâtı,

Düşündüm ki: "Var bunda, sanki melek sıfatı.

 

Önce görmüş olduğum insanlardan değildir.

Bu, çok büyük bir insan, bu, mürşid-i kâmildir."

 

Kendisine gönülden teslîm oldum bin aşkla

Ellerine sarılıp, öptüm bir iştiyâkla.

 

Büyük bir arzu ile, arz ettim ki: (Efendim!

Bu tasavvuf yoluna, ben de girmek isterim.)

 

Gülerek buyurdu ki: (Bu, böyle olmaz fakat,

Olur mu bir arada, şişe ile bu hayat?

 

Gidip kabristandaki kır o iki şişeyi.

Ondan sonra gel bizden, talep eyle bu şeyi.)

 

(Peki efendim!) deyip, birini kırıp attım.

Her ihtimâle karşı öbürünü bıraktım.

 

Huzûruna gelince, buyurdu: (Ey müfettiş!

Git öbür şişeyi de kır gel ki, bitsin bu iş.)

 

(Peki!) dedim ve gidip kırdım öbürünü de.

Gelip tövbe eyledim, o büyüğün önünde.

 

Çok memleket dolaştım, çok âlim gördüm, fakat,

Görmedim hiçbir yerde, onun gibi büyük zât.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan