|
33
- SEYYİD FEHÎM EFENDİ
(Kuddise Sirruh)
KIR O ŞİŞELERİ
"Necâti
Bey" isminde var idi ki bir kişi,
Vaktiyle
adliyede müfettişlikti işi.
İşte bu
Necâti Bey, vazîfeyle bir sene,
Bir arefe
gününde, gitti "Müks" ilçesine.
Kendisi
anlatır ki: Müks'e vardığımda ben,
Bayrâm
namâzı için, câmiye gittik hemen.
Kaymakam ve
ilçenin bâzı mühim zâtları,
Baktım,
namâzdan sonra çıkardılar atları.
Tahmîn
ettim, bir yere gidiliyordu derhâl.
(Bir yere
yolculuk mu var?) diye ettim suâl.
Dediler:
(Bayrâmlarda, şudur ki âdetimiz,
Namâzı
müteâkip, Arvas'a gideriz biz.
Orada,
Seyyid Fehîm diye var bir evliyâ.
Onu
ziyâret edip, alırız hayır duâ.)
Dedim ki:
(Vaziyetim değilse de pek iyi,
Beni dahî
götürün, göreyim o velîyi.)
(Olur!)
deyip, bana da hazırladılar bir at.
Yola düştük
ise de, bir hoş oldum ben fakat.
Çünkü
benim, aslında "Din" ile yoktu ilgim.
İslâmî
hususlarda yok idi hiç de bilgim.
Ayrıca da,
mâlesef mübtelâydım "İçki"ye.
Şimdiyse
gidiyorduk bir "Evliyâ kişi"ye.
Vaktâ ki
sınırından duhûl ettik "Arvas"ın,
Sanki başka
bir âlem zuhûr etti ansızın.
Ömrümde hiç
böyle şey görmemiştim doğrusu.
Girince,
sardı bizi sanki "Cennet" kokusu.
Alışkın
olduğumdan içkiye ve lâkin ben,
Heybeme "İki
şişe" koymuştum ihtiyâten.
Zîrâ
mübtelâ idim, içmeden edemezdim.
İçmediğim
zamanlar, kararırdı gözlerim.
Varınca
biraz sonra, Arvas kabristanına,
Sakladım
şişeleri, taşların arasına.
Kimseye
sezdirmeden yapmıştım ben bu işi.
Yol
arkadaşlarımdan, görmedi hiç bir kişi.
Orada,
Fâtiha'lar okuyarak mevtâya,
Sonra
gittik hepimiz, o büyük "Evliyâ"ya.
Huzûruna
girip de, görür görmez o zâtı,
Düşündüm
ki: "Var bunda, sanki melek sıfatı.
Önce görmüş
olduğum insanlardan değildir.
Bu, çok
büyük bir insan, bu, mürşid-i kâmildir."
Kendisine
gönülden teslîm oldum bin aşkla
Ellerine
sarılıp, öptüm bir iştiyâkla.
Büyük bir
arzu ile, arz ettim ki: (Efendim!
Bu tasavvuf
yoluna, ben de girmek isterim.)
Gülerek
buyurdu ki: (Bu, böyle olmaz fakat,
Olur mu
bir arada, şişe ile bu hayat?
Gidip
kabristandaki kır o iki şişeyi.
Ondan
sonra gel bizden, talep eyle bu şeyi.)
(Peki
efendim!) deyip, birini kırıp attım.
Her
ihtimâle karşı öbürünü bıraktım.
Huzûruna
gelince, buyurdu: (Ey müfettiş!
Git öbür
şişeyi de kır gel ki, bitsin bu iş.)
(Peki!)
dedim ve gidip kırdım öbürünü de.
Gelip tövbe
eyledim, o büyüğün önünde.
Çok
memleket dolaştım, çok âlim gördüm, fakat,
Görmedim
hiçbir yerde, onun gibi büyük zât.)
|