|
33
- SEYYİD FEHÎM EFENDİ
(Kuddise Sirruh)
TETİĞİ ÇEKTİ, AMA...
Gürpınar'da
bir kişi, "Hacı Alî" adında,
Gelip, "Seyyid
Fehîm"le tanışır bir gün Van'da.
Onun büyük
bir "Velî" olduğunu öğrenir.
Ve o gün,
talebesi olmakla şereflenir.
Bu
hâdiseden sonra, bir gün geçer aradan.
Van'dan
çıkıp, köyüne gidiyorken bir dağdan,
Vaktiyle
hasmı olan biri çıkar önüne.
Öldürmek
maksadıyla davranır tüfeğine.
Lâkin o
bağırır ki: (Dur, vurma beni sakın!
Zîrâ
talebesiyim ben mübârek bir zâtın.
Dünyâ
gâilesiyle kalmadı bir alâkam.
Eski
husûmetimiz etmesin artık devâm.)
Bunları, o
adama derse de Hacı Alî,
Hiç tesir
etmez ona, değişmez öfke hâli.
O anda,
tüfeğinde var imiş ki "Beş fişek",
Kullanır
beşini de, tetikleri çekerek.
Ve lâkin
hiç ses çıkmaz tetiği çektiğinde.
Hem de
bakıp göremez, fişekleri yerinde.
Hayret
içerisinde kalakalır o kişi.
Düşünür ve
bir türlü aklı almaz bu işi.
Ve kendi
kendisine söylenir: "Bu mermiler,
Yoktur
yuvalarında, nerye gidebilirler?"
Sırrı
çözemeyince, oradan ayrılarak,
Döner gider
evine, gâyet meraklanarak.
"Alî
Efendi" dahî, şaşırır buna kezâ.
Gelir "Seyyid
Fehîm"i görmek için Arvas'a.
Görür ki,
Seyyid Fehîm, seccâde üzerinde,
Oturmuş,
ibâdetle meşguldür geldiğinde.
Buyurur: (Hacı
Alî, dün burada yoktunuz.
Yoksa
köye giderken, dağda çok mu korktunuz?)
Hacı Alî
Efendi, şaşırır buna da hem.
Der ki:
(Evet efendim, çektim çok korku, elem.)
O zaman
seccâdenin kaldırıp bir ucunu,
Çıkarır
fişekleri, buyurur ki: (Al şunu.
Bunları,
o adama götür hemen, teslîm et.
Zîrâ bu,
kul hakkıdır, kalmasın bizde zimmet.)
(Peki
efendim!) deyip, beş fişeği alarak,
Götürüp
teslîm eder, çok hayrette kalarak.
O dahî
yaptığına tövbe eder o günden
Gelip "Seyyid
Fehîm"e tâbi olur gönülden.
Bir gün de,
"Seyyid Fehîm", "Beşyüz" talebesiyle,
Gürpınar’a
giderler ziyâret gâyesiyle.
Hânenin
sâhibi de, "Hacı Hasan Ağa"dır.
Misâfirler
gelince, bir telâşa kapılır.
Düşünür ki:
"Dışarda bir tânecik keçim var.
Şimdi bu
misâfirler, ne ile, nasıl doyar?"
Lâkin Hasan
Ağanın bu kalbinden geçeni,
Seyyid
Fehîm anlayıp, buyurur: (Dinle beni.
Üzülme
bunun için, bu, gâyet kolay iştir.
Şu ayağı
kırılmış keçiyi kes, yetişir.)
Arz eder
ki: (Efendim, o keçi tek bir adet.
O hayvan,
on kişiye ancak eder kifâyet.)
Buyurur:
(Hasan ağa, kes onu, beni dinle.
O keçi,
hepimize yeter de artar bile.)
"Peki"
deyip, keçiyi kesip derhâl pişirir.
O beşyüz
misâfire, onun eti yetişir.
Hattâ köy
halkına da, o etten dağıtırlar.
Ve günlerce
o etten yerler de yine artar.
|