|
33
- SEYYİD FEHÎM EFENDİ
(Kuddise Sirruh)
BU SIRRI İFŞÂ ETME
"Seyyid
Fehîm Efendi", heybetli bir zât idi.
Sevimli,
nûrlu, lâkin çok vakar sâhibiydi.
Bir kimse,
gölgesini görseydi onun şâyet,
Derdi ki:
(Bu, Allahın velî kuludur elbet.)
Öyle şânlı,
şerefli zât idi ki o elhak,
Onu gören,
"Allah"ı hâtırlardı muhakkak.
Zîrâ
Peygamberimiz buyurdu ki bir defa:
(Onlar
görüldüğünde Allah gelir hâtıra.)
O, eshâb-ı
kirâmın nümûnesiydi bizzât.
Yok idi
zamânında, onun gibi büyük zât.
Mâhirdi her
ilimde, zirâat ve san'atta.
Yok idi bir
benzeri, siyâsî mâlûmâtta.
Van vâlisi,
çözülmez, çetin mes'eleleri,
Ona gider,
danışır, yapar idi ekserî.
Hükümdâr
olsa idi büyük bir memlekette,
Emsâlinden
çok iyi hükmederdi elbette.
Ve lâkin
dünyâya ve dünyâ adamlarına,
Katiyyen
meyl etmez ve gitmezdi yanlarına.
Ömründe,
cemâatsiz bir namâz kılmamıştır.
Ve bir tek
teheccüdü, aslâ kaçırmamıştır.
Senede iki
defâ, Van'a teşrîf ederdi.
Mahşerî
kalabalık, sohbetini dinlerdi.
Onbinlerce
insanın arasında o varsa,
Bakılınca,
önce o görülürdü bilhassa.
Hattâ
aralarında oturmuş olsa bile,
Yine o
görünürdü herkesten öncelikle
Bin "âlim"in
yanında, o idi en mükemmel.
Bin "güzel"in
yanında, o idi daha güzel.
O devirde
bir kişi, "Abdullah" ismi ile,
Anlatır ki:
Arvas'tan çıktım Hac gâyesiyle.
Lâkin bütün
paramı zâyi eylediğimden
Hacdan
sonra, evime, dönemedim bu yüzden.
Mekke
sokaklarında gezerken böyle dertli,
Birden bir
"Bahçe" gördüm, akarsulu, çiçekli.
Süslü bir
"Câmi" vardı hem bahçe ortasında.
Güzel yüzlü
bir adam dururdu kapısında.
Düşündüm
ki: "Mekkede, yok idi böyle mahal.
Ya rüyâ
görüyorum, yâhut da bu bir hayâl."
Ben böyle
düşünürken, söyledi ki o adam:
(Evliyâlara
mahsus, bu, mânevî bir makâm.
Cumâ
günü, velîler burada toplanırlar.
İkindi
namâzını cemâatle kılarlar.)
(İmâmları
kim olur?) diye suâl eyledim.
Dedi ki:
(Tanırsınız, Arvas'lı Seyyid Fehîm.)
Sevinip,
beklemeye koyuldum ben oturup.
Baktım ki,
evliyâlar geliyor gurup gurup.
Câmi tamam
dolunca, en son o zât-ı şerîf,
Büyük bir
vakar ile, yanıma etti teşrîf.
Hürmetle
öptüm hemen mübârek ellerini.
Ve derdimi
söyleyip, istedim himmetini.
Buyurdu ki:
(Bu sırrı, hayatta oldukça biz,
İfşâ
etmezsen eğer, işini hâllederiz.)
Namâz
kılıp, dışarı çıkınca o büyük zât,
Bana
buyurdular ki: (Gözlerini az kapat.)
Biraz
sonra, gördüm ki gözümü açtığımda,
Köyde
bulunuyorum bir çeşmenin başında.
Hemen "Seyyid
Fehîm"e gidip öptüm elini.
Buyurdu ki:
(Unutma sana dün dediğimi.)
|