|
33
- SEYYİD FEHÎM EFENDİ
(Kuddise Sirruh)
MUTAVVEL'İ OKUMALISIN!
"Seyyid
Fehîm Efendi", büyük üstâdı olan,
Tâhâ-yı
Hakkârî'yi Nehri'de gördüğü an,
Ona, cân-ü
gönülden bağlanmıştı ihlâsla.
Gözü, ondan
gayriyi görmüyordu hiç aslâ.
Çünkü
Resûlullahın mübârek kalplerinden,
Çıkan "Nûr"lar,
o zâttan yayılıyordu aynen.
Ona olan
sevgi ve ihlâsı nisbetinde,
Çok
istifâde etti, kısa zaman içinde.
Lâkin
tanıdığında bu büyük "Velî" zâtı,
Henüz
bitirmemişti zâhirî tedrîsâtı.
Bir gün
yüksek üstâdı, çağırıp huzûruna,
Çok iltifât
ederek, şöyle buyurdu ona:
(Sen,
çok kâbiliyyetli ve zekî talebesin.
Mutavvel
kitâbını tedrîs eylemelisin.)
(Efendim,
kitâbım yok) deyince üstâdına,
Kendi
Mutavvel'ini hediye etti ona.
Buyurdular
ki: (Muş'un, Âbirî nâm köyünde,
Bir âlim
var, git bunu, oku onun önünde.
Ders ile
alâkalı olursa bir müşkilin,
Beni
düşün kalbinle, hâlledilir o işin.)
(Peki
efendim!) deyip, gitti hemen o köye.
"Molla
Resûl Sıbkî"den başladı ders görmeye.
Bir gün,
ders okuturken bu hoca "Mutavvel"den,
Bir yere
geldiğinde, geçmeyip durdu birden.
Çünkü
anlamamıştı ordaki ibâreyi.
Başladı
düşünmeye çözmek için cümleyi.
O ara "Seyyid
Fehîm", gözlerini yumarak,
Düşündü
üstâdını, o emrine uyarak.
Gördü ki,
karşısında duruyor "Seyyid Tâhâ".
Önünde "Mutavvel"
var, hem de açık o sayfa.
Ona, doğru
şekliyle okudu o cümleyi.
"Seyyid
Fehîm" çok güzel anladı mes'eleyi.
Gözlerini
açıp da, gördü ki hoca, hâlâ,
O cümle
üzerinde ediyordu mütâlâ.
Hemen izin
isteyip, okudu doğrusunu.
O, şaşırıp
dedi ki: (Nasıl bildin sen bunu?)
Söylemek
istemedi o ilk suâl edişte.
Ve lâkin
"Molla Resûl" ısrâr etti bu işte.
Dedi: (Ben
okuturdum yıllarca Mutavvel'i.
Lâkin
hep anlamadan geçiyordum bu yeri.
Şimdi
sen okuyunca, düzeldi hemen mânâ.
Bu,
senin işin değil, doğruyu söyle bana.)
O zaman "Seyyid
Fehîm", bahsedip üstâdından,
Dedi: (Kalp
yolu ile öğrendim bunu ondan.
O, "Seyyid
Tâhâ"dır ki, misli yoktur cihânda.
Nûr ve
feyiz, o zâttan yayılıyor şu anda.
O zâtın bir
bakışı, şifâdır kalp derdine.
Dili,
hikmet saçıyor cümle gönül ehline.)
Molla
Resûl-i Sıbkî, bunu, "Seyyid Fehîm"den,
İşitince,
bir anda âşık oldu gönülden.
Ona
kavuşmak için, hemen "Seyyid Fehîm"le,
"Nehri"nin
yollarına düştü büyük sevinçle.
Onlar yolda
gelirken, Nehri'de "Seyyid Tâhâ",
Hissetti bu
gelişi gelmeden onlar daha.
Zîrâ
buyururdu ki: (Şu anda Seyyid Fehîm,
Güzel
bir hediyeyle geliyor hissederim)
Gelip, bu
büyük zâtı gördü o en nihâyet.
Himmetine
kavuşup, aldı mutlak icâzet.
|