|
33
- SEYYİD FEHÎM EFENDİ
(Kuddise Sirruh)
ÇOCUKKEN HÂL EHLİYDİ
"Seyyid
Fehîm Efendi", henüz çocuk hâlinde,
Bir çok
hârikulâde görünürdü kendinde.
Meselâ "Sıbgatullah"
adında, fazîletli,
Bir
amcazâdeleri var idi, ilim ehli.
Zâhirî
ilimlerde etmişti çok temâyüz.
"Seyyid
Fehîm"in ise, küçüktü yaşı henüz.
Lâkin çok
seviyordu bu amcazâdesini.
Ve bir gün,
kabristanda görmüştü kendisini.
Hemen gitti
yanına, arkasından koşarak,
Ve gördü
ki, bir kabir arıyor dolaşarak.
Yardımcı
olmak için kendisine bu bâbta,
Dedi: (Kimin
kabrini ararsınız burada?)
O ise
aramaya yine devâm ederken,
(Bu,
senin işin değil) dedi ona cevâben.
Ve lâkin
ısrâr edip, sorarak küçük Fehîm,
Dedi ki:
(Söyleyin de, size yardım edeyim.)
O zaman
mecbur kalıp, dedi: (Ecdâdımızdan,
"Seyyid
Muhammed Kutub" nâmı ile bir civân,
Altıyüz
sene önce, bu Arvas'a gelmiştir.
Köye, "Arvas"
ismini, ilk defâ o vermiştir.
O zâtın
evlâtları, o günden, tâ bu güne,
Çok hizmet
etmişlerdir Allahın bu dînine.
Onun
mübârek kabri, işbu kabristandadır.
Ben onu
arıyorum, bilmem ki ne yandadır?)
O zaman bir
kabiri gösterip Seyyid Fehîm,
Dedi: (Aradığınız
bu kabirdir efendim.)
O da, "Seyyid
Fehîm"in bu sözü üzerine,
Teveccühte
bulundu o mezar üzerine.
"Seyyid
Muhammed Kutub", o anda hakîkaten,
Tam kendi
sûretinde göründü ona hemen.
O, bunu
görür görmez, dedi ki: (Sübhânallah!
Bu çocuğa,
büyük bir "Üstün hâl" vermiş Allah.
Henüz çocuk
yaşında, bu, bir bahr-i ummândır.
Bunda, "Büyük
zât" olma kâbiliyyeti vardır.)
Yine bir
gün, onunla dolaşırken Arvas'ta,
Bir hânenin
önünden geçtikleri esnâda,
Dönüp,
Seyyid Fehîme o evi göstererek,
Dedi: (Bu,
filân zâta âit ve sağlamdır pek.)
Seyyid
Fehîm, o zaman henüz çocuk yaştadır.
Ve der ki:
(O temelde, vakfa âit taş vardır.
Aslâ
vakıf malını kullanmaya yok cevâz.
Bu evde
oturanlar, er-geç bulur inkırâz.)
Hakîkaten o
evde bulunan kadın, erkek,
Birbiri
arkasına öldüler hepsi tek tek.
"Yirmi
kişi" idiler hâne halkı o anda.
İnkırâza
uğradı hepsi kısa zamanda.
"Seyyid
Fehîm" genç iken, ilim tahsîl etmeye,
Kitaplarını
alıp, gitmişti Cezîre'ye.
Seyyid
Sıbgatullah da, Tâhâ-yı Hakkârî'nin,
Himmetine
kavuşup, irşâda aldı izin.
Sonra, "Seyyid
Fehîm"den bahsedip kendisine,
Götürdü onu
dahî, "Nehri"ye öbür sene.
Hazreti "Seyyid
Tâhâ", görür görmez onu ilk,
Kıymetini
anlayıp, eyledi ilme teşvîk.
Yetişmesi
bâbında gösterip çok ihtimâm,
Ne lâzım
geliyorsa, getirdi yerine tam.
|