ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

32 - SEYYİD ABDÜLHAKÎM EFENDİ    (Kuddise Sirruh)

VEFÂTI

 

"Abdülhakîm Efendi", hiçbir suçu olmadan,

İzmir’ götürüldü, tevkîfen İstanbul'dan.

 

Çarptırılması için plânlanan cezâya,

Götürüldü sonra da, İzmir’den Ankara’ya.

 

Yollarda uğradığı işkence ve hakâret,

Sonunda, hâlsiz kalıp, hasta oldu nihâyet.

 

Birâderzâdeleri esseyyid "Fâruk Bey"in,

Evinde hasta yattı böylece onsekiz gün.

 

Git gide zaifleyip, bunun netîcesinde,

Etten eser kalmadı, mübârek bedeninde.

 

Birkaç gün kalmıştı ki vefâtına nihâyet,

Bir şey konuşmuyordu o sâhib-i seâdet.

 

Bir gün önce dalgındı, tebessüm ediyordu.

Baş ucunda olana, bakıp şöyle diyordu:

 

(Arş-ı âlâyı gördüm, ne güzel, ne güzeldir!

Şu an aklım başımda, şuûrum yerindedir.)

 

Binüçyüz altmışiki yılı Zilkâde'siydi.

Ve bindokuzyüzkırküç, Kasım yirmiyediydi.

 

Bir cumartesi günü, güneşin tulû'una,

Tam onsekiz dakîka vardı ki henüz daha,

 

Sabah, altıbuçuğu gösterirken tam sâat,

"Şehîden" vefât edip, eyledi Hakka vuslat.

 

Şevk ile raks eyledi, sallandı yer o gece.

Ve âşık, mâşûk'una vâsıl oldu böylece.

 

O gün "Keçiören"de yapılıp teçhîz, tekfîn,

Namâzı kılınarak, "Bağlum"a oldu defin.

 

Bu Bağlum, Ankara’nın kuzeyinde bir yerdir.

Suyu ve havasıyle, güzel bir nâhiyedir.

 

Eskiden bu beldeye, sel, yağmur, dolu gibi,

Sık sık vâki olurken bir âfet-i tabii,

 

Bu büyük "Evliyâ"nın defni ile berâber,

Görülmez oldu artık, böyle büyük âfetler.

 

Bu “Allah adamı”nın teşrîfiyle, bu yöre,

Bolluk ve berekete kavuştu birden bire.

 

"Abdülhakîm Efendi" çok büyük insan idi.

O, bütün insanlığa “İlâhî ihsân” idi.

 

Çeşitli câmilerde nasîhatler ederek,

İstanbul’un halkına fâideli oldu pek.

 

Buyururdu ki: (Edeb, hudûda riâyettir.

En büyük edeb ise, "İslâma tâbiyet"tir.

 

Kerâmet, kerâmetin gizlenmesidir asıl.

Velînin isteğiyle, kerâmet olmaz hâsıl.

 

Bir velîden kerâmet görülüyorsa şâyet,

Onun irâdesinin dışındadır o elbet.

 

Bu vakitlerde bile, utanır ki o kadar,

Hattâ bir “genç kız” gibi sıkılır, hicâb duyar.

 

"Îmân"a mâlik olan, neye mâlik değildir?

Olmıyan kimse ise, acep neye mâliktir?

 

Bir mü’min, diğerine küfür isnâd ederse,

O küfür, ona döner, o küfürde değilse.

 

Fadlı ile tecellî etsin bize Rabbimiz,

"Adl"i ile tecellî ederse, yanarız biz.

 

Bizim meclisimizde, bir miktar oturanlar,

Konuşulmasa bile, çok şeyleri anlarlar.

 

Öyle ki, din bahsinde âlim geçinenlerin,

Hatâlarını, bir bir, ayırır sözlerinin.)

 

Bu "büyük evliyâ"nın hürmetine yâ Rabbî!

Resûlünün yoluna eyle bizi tam tâbi.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan