ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

32 - SEYYİD ABDÜLHAKÎM EFENDİ    (Kuddise Sirruh)

RAHMET-İ İLÂHÎ'YDİ

 

"Abdülhakîm Efendi", çok büyük bir velîydi.

Ve bütün insanlara, rahmet-i ilâhî'ydi.

 

Onun her hareketi olurdu "İlim" ile.

Ayrılmazdı sünnetten kıl ucu kadar bile.

 

Bir an gâfil değildi, Allahü teâlâdan.

Onu gören, "Allah"ı hâtırlıyordu o an.

 

Onun yeme içmesi, oturması, kalkması,

Hep "İslâm"a uygundu gülmesi, ağlaması.

 

Lokmayı küçük alır, hem yavaş, hem az yerdi.

Ve sırt üstü yattığı katiyyen görülmezdi.

 

Bir ömrü müddetince, ayrılmadı sünnetten.

Derdi ki: (İstikâmet, üstündür kerâmetten.)

 

Eyüp Sultân semtinde, bir “Hüseyin Efendi”,

Vardı ki, şu kıssayı anlatırdı hep kendi.

 

Derdi ki: Ben vaktiyle, "Kâdirî şeyhi" idim.

Var idi etrâfımda hem yüzlerce mürîdim.

 

Bir gün de işittim ki: "Abdülhakîm Efendi",

Diye bir âlim gelmiş, velîymiş hem de kendi.

 

Düşündüm ki: “Gideyim, göreyim onu bizzât.

Bakayım benim kadar ilmi var mı hakîkat?”

 

Eyüp-Gümüşsuyu'nda olan hânelerine,

Gidip, ben de katıldım o gün bir sohbetine.

 

Baktım, hiç duymadığım ilim ve mârifetler.

Anlatıyor çok yüksek ince sır ve hikmetler.

 

O sözler tesiriyle, bir hoş oldum âdetâ.

Elimde olmıyarak, hayrân oldum o zâta.

 

Hemen karar verdim ki: “Bu sohbet sonunda ben,

Arz edip, talebesi olayım ben de hemen.”

 

Çünkü ben, bu hâlimle, değil ki mürşid olmak,

Talebeliğe bile değilmişim müstehak.

 

Nihâyet sohbet bitti, herkes gitti evine.

Sırf ikimiz kalınca, dedim ki kendisine:

 

(Efendim, hakîkatı edeyim ki îtirâf,

Ben, kendimi yıllarca "şeyh" bilirdim, ne tuhaf.

 

Şimdi sizi görünce, bildim ki değilmişim.

Meğer ben, "Eşşeyh" değil, mâlesef "Eşşek"mişim.

 

Kabûl buyurursanız, bu günden îtibâren,

Kapınızda hizmetçi olmak istiyorum ben.)

 

Abdülhakîm Efendi, tebessüm eylediler.

“Estağfirullah” deyip, beni kabûl ettiler.

 

Şâkir Efendi” der ki: Bir sabah, "Efendi"yle,

Sabah namâzımızı kıldık kendileriyle.

 

Beni imâm yaptılar Efendi Hazretleri.

Ve cemâat oldular, yanımda kendileri.

 

Biz namâzı kılarken, zevcem dahî dışarda,

Çay yapıp, bardakları getirdi o arada.

 

Namâzları kılınca, sofaya geçiverdik.

Çok sayıda bardağı görünce hayret ettik.

 

Ben dışarı çıkarak, sordum ki âilemden:

(İki bardak yerine, çok bardak koydun, neden?

 

Halbuki Efendiyle ikimiz varız evde.

Ne için fazla bardak hazırladın tepside?)

 

Dedi ki: (Ne bileyim, siz kılarken namâzı,

Arkada, size uyan kimseler vardı bâzı.

 

Onları da hesâba katmış idim çay için.

Ben dahî hikmetini anlamadım bu işin.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan